10 Mayıs 2013 Cuma

SINIFSAL AYRIŞMA VE SOSYALİZM MÜCADELESİ!



AKP Ucuz emek cenneti yaratma, Çin çalışma rejimini kurma hevesini gerçekleştirmek için istikrarlı adımlar atıyor. Kürt illerinde hızla emek yoğun üretim yapan fabrikalar kuruluyor, özellikle tekstil ve ayakkabı sektöründe işçi bulma kurumu ve sanayici ve iş adamları derneklerinin işbirliğiyle önce deneme süresi adı altında işçileri 6 ay ücretsiz çalıştırarak, daha sonra asgari ücret üzerinden uzun saatler yoğun bir sömürüye tabi kılarak bedava emek sürecini başlatmış durumda, bu Kürt coğrafyasındaki işçileşme sürecini hızlandırırken diğer yandan emeğin giderek ucuzlatılmasının yolunu döşüyor. Kürt ezilenlerinin ve yoksullarının tarımdan dışlanan işsiz kesimlerinin, sınıf kimliği ekseninde bir varoluş sergilemesi oldukça uzun bir zaman alacak olsa da tarihsel açıdan bir olumluluk barındırmaktadır. Ulusal özgürlük talebinin sınıfsal özgürlük talebiyle birleşmesi Kürt ulusal mücadelesinin sınıfsal karakterinde dönüşüm yaratacak ve ezilen kesimlerin sınıf kimliğiyle mücadele içinde daha fazla söz sahibi olmasının yolunu açacaktır. “Kürt halkı “ kavramı sınıfsal bir nitelikle bir ayrışmayı da beraberinde getirecektir. Kürt burjuvalarıyla Kürt emekçi ve ezilenleri kendi sınıfsal kimliklerinin belirlediği sınıfsal kurtuluş talebini ve sosyalizm istemini yükselteceklerdir. Bugün bu talep büyük metropollerdeki Kürt işçi sınıfı için oldukça gecikmiş üstü ulusallıkla örtülmüş bir talep olarak Kürt ulusal hareketi üzerinde bir basınç yaratmaktadır. Farklı sınıfların bugüne kadar bir arada yürüttüğü burjuva nitelikli ulusal özgürlük mücadelesinin sınıfsal bir zeminde ayrışması Kürt ulusal sorunun sosyalizm ekseninde bir çözüme yönelmesini hızlandıracaktır. Bu süreç oldukça sıkıntılı kırılganlıklar, çeşitli çatışmalar içeren bir yol izleme potansiyeli taşıyor olsa da tarihsel olarak Kürt mücadelesinin dinamiğine uygun talepler etrafında yeni bir sınıfsal kimlik oluşumunun yolunu açacaktır. Kürt ulusal mücadelesini silahlı olarak yürüten dağlardaki gerillalarda, metropollerdeki Kürt işçileri de aynı sınıfın mensubudur Kürt ezilen sınıf kimliğine sahiptir. İşçi sınıfı içinde giderek yoğunlaşan ve en zorlu koşullarda çalışan Kürt işçilerinin kendi sınıf kimliği ve sınıfsal talepleriyle sınıf mücadelesi içindeki yerini alacak ve bu tüm bölgedeki mücadelelerin karakterini etkileyebilecek devrimci bir dinamiğe sahip olduğunu görmek gerekiyor. Büyük kentlerde ya da Kürt illerinde asgari ücretin çok altında çalışan işçilerin Tuzla tersanelerinde ölümüne çalıştırılan işçilerin patronları da Kürt’tür, ama bu aynı ulusun farklı çıkarlara sahip iki sınıfının çıkarları ulusal taleplerle örtülemez hale gelmiştir. Bizim dostumuz ve birlikte mücadele edeceğimiz sınıf bellidir Kürt emekçi ve ezilenleri yani Kürt işçi sınıfıdır. Sınıf mücadelesini kimliklere bölmek elbette doğru değildir bu sadece durumun tanımlanması açısından kurulan bir dildir. Marks'ın Komünist Manifesto da öne çıkardığı “BÜTÜN ÜLKELERİN İŞÇİLERİ BİRLEŞİN” şiarı bugün bütün dünya işçilerine yol gösteren her zamankinden daha gerçek bir talep olarak işçi sınıfına yol göstermektedir. Sermayenin giderek merkezileştiği bir dünyada işçi sınıfının mücadelesi de Uluslararası bir mücadele olarak yürüyecektir. Enternasyonalizm Marksın yaşadığı dönemde formüle edilmiş bugün çok daha büyük öneme sahip olmazsa olmazımızdır. 
Dünyanın neresinde olursa olsun yükselen devrimci mücadeleler direk ya da dolaylı Uluslararası sermayeye yönelik hareketlerdir, işçi sınıfının tüm örgütleri ve devrimcilik iddiası taşıyan her yapılanma bunu böyle anlamak ve anlamlandırmak zorundadır. Çağımız Emperyalizm çağıdır yani Lenin, in deyimiyle proleter devrimler çağıdır. Bu çağı iyi anlamak zorundayız sermaye sınıfı ulusal niteliğini yitireli çok zaman oldu, Dünyanın her yerinde uluslararası tekellere ait aynı markaların kuşatması altındayız. Otomobilden, diş macununa, bilgisayardan, Hamburgere, Bankalardan, Hiper marketlerden, ambalajlı içme suyuna, her gün dakikalarca konuşmaya zorlandığınız cep telefonlarını üreten, iletişim satan tekellere kadar, dünyanın en ücra köyünde bile olsanız sizi bulan pazarına dahil eden bir sermaye var. İşçilerin kolektif olarak ürettiği ürünler üretildiği ülkeden çok uzaklarda tüketime arz oluyor, Dünyanın bütün işçileri bir avuç asalak sermaye grubunun doymak bilmez kar hırsı için üretim yapıyor. Zihnini, bilgisini bedenini hızla yıpratarak, tüketerek kar’ın gerçekleşmesine hizmet ediyor. Emperyalist Kapitalizm sadece canlı emeğimiz değil yaşadığımız çevreyi, doğamızı, suyumuzu, ormanları, denizleri her şeyi kara dönüştürmek için hızla yok ediyorlar. Çalışma koşulları kapitalizmin ilk yıllarından daha kötü bir düzeydedir, çocuk işçiliğinin ve kadın emeğinin üretim içindeki payı giderek artmakta sömürü daha da yoğunlaşmakta sınır tanımamaktadır. Üretim esnasında ölümler meslek hastalıkları, hızla artmakta buna rağmen işçi güvenliği maliyeti arttıran bir faktör olarak görüldüğü için hiçbir önlem alınmamaktadır. Ama ürün güvenliği söz konusu olduğunda her türlü önlem, maliyet gözetmeden alınmaktadır. Çalışan üreten insan yani işçiler değil, ürün daha değerlidir. Çünkü tüm dünyada teknoloji kullanımının artmasıyla beraber iş gücüne duyulan ihtiyaç azalmıştır. İşsizlik artmış daha ucuza, daha kötü koşullarda çalıştırmak normal bir hale getirilmiştir. Uluslararası sermaye ile entegre olmuş TC. Sermayesi de bu yarışa katılmak için uzun süredir çıkardığı yasalarla ve pratik uygulamalarla kendi hükumet ettiği ulusal sınırlarını Sermaye için ucuz emek, köle emeği, bedava çalıştırma uygulamalarıyla, daha fazla çocuğu çalışmaya zorlayarak, mültecilerin iş gücünü üretime katarak  rekabet gücü kazanmak istiyor. Ne yazık ki ne işçi sınıfından ne sosyalist örgütlenmelerden bu güne kadar kitlesel bir karşı çıkış gerçekleşmedi. Yaşadığımız coğrafyada sınıfa yönelik saldırılara yanıt üretebilecek, bir karşı çıkışı örgütleyebilecek bir güç hali hazırda görünmemektedir. Lokal düzeyde birbirinden kopuk çok fazla sayıda direnişler olsa da sınıfa saldırı doğru bir bakış açısıyla kavranamadığından ve yetersizlikler nedeniyle bu kıvılcımlar büyük bir yangına dönüşemiyor. Bu durum sömürüyü giderek derinleştiriyor işçi sınıfını hem fiziksel, hem de moral açıdan çürütüyor, demoralize ediyor. Umudu büyütmek en küçük direnişleri büyütmekten havzaları ,kentleri tutuşturan yangınlara dönüştürmekten, bu durumu doğru görmek ve doğru davranışı örgütlemekten geçiyor Nerede bir direniş bir isyan varsa devrimciler orada bütün güçleriyle olmalıdır. Bütün ayrılıklar bir yana bırakılmalı ortaklaşa daha büyük, cüretli devrimci karşı çıkışlar örgütlenmelidir. İşçi sınıfı bu kuşatmayı kırabilecek tarihsel birikime ve güce sahiptir. Eksik olan sınıf bakış açısıdır Sosyalizm ve devrimcilik iddiası taşıyanlar sınıfın yükselen sesine kulak vermeli ve eylemlerini sahipsiz bırakmamalı bütün güçlerini seferber ederek buralara yığmalıdır.

İŞÇİ SINIFININ, KÜRT YOKSULLARININ VE EMEKÇİLERİNİN KURTULUŞU 

AYRILMAZ BAĞLARLA BİRBİRİNE BAĞLIDIR.
SINIF MÜCADELESİ BÜTÜN SALDIRILARI YANITLAMANIN EN DOĞRU YOLUDUR!


16 Haziran'ınTariş'in, Gazi'nin, , Gezi'nin, 96 1 Mayısının,
Kobanenin, bu gün emekçi ve yoksulların önderlik ettiği bedel ödediği, Kürt illerindeki, direnişlerin ışığı yolumuzu aydınlatıyor...

BÜTÜN ÜLKELERİN İŞÇİLERİ VE EZİLENLERİ 
SINIRSIZ, SINIFSIZ BİR TOPLUM İÇİN BİRLEŞİN !