8 Mart 2026 da öne çıkanlar, gölgede kalanlar,
Anma, Kutlama, Eğlence, Mücadele
8 Mart 2026 dikkatli bakınca önceki yıllara göre biraz daha
farklı içeriklere bürünmüştü diyebiliriz. Uzun süredir 8 Mart’lar feminist
hareketlerin etkisi ve belirlenimi altında yapılan ve solun neredeyse tüm
kesimlerinin bu etkinlik ve eylemlere yedeklendiği bir tablo şeklinde sürüp
gidiyordu.
Bu yıl üç farklı 8 Mart kutlamasıyla, ayrı eylemlerde kendi
taleplerini, bu taleplerin ifade ediliş biçim ve içeriğini belirlemek, diğer gruplardan
ayırmak ve farklı olan tutumun görünür olması için değişik zamanlarda ve
saatlerde yapılan gösterilere yakından bakalım.
Bu yıl farklı olarak daha önceki kutlamalardan tam bir
kopuşu başaramasa, kararsızlık taşımış
olsa da kopma ve kendini ayırma eğilimini ifade ediyordu diyebiliriz.
7 Mart Cumartesi günü öğle saatlerinde Dem parti Kadın
Meclislerinin barış zinciri oluşturma eylemi için Konakta eski Sümerbank önüne
çağrı yapmıştı.
Her yaştan yüz kişiye yakın kadın belirlenen saatte toplanarak
önce müzikler eşliğinde halaylar çekip şarkılar söyledi. İki Dem partili
vekilin Gülistan Koçyiğit ve Burcugül Çubuk’un katıldığı eylemde kadınlar tek
sıra halinde ellerindeki dövizler, fotoğraflar ve kendi işledikleri “Örgütlü kadın özgür yaşamı örüyor” ve “
Jin Jiyan Azadi” pankartlarının
arkasından kısa bir yürüyüş gerçekleştirerek Pier’in önünden deniz kıyısını
takip ederek vapur iskelesinin önüne ulaştılar.
Az sayıda beyaz tülbentli renkli kıyafetler giymiş Kürt
kadınlarının da bulunduğu yürüyüş kolu çevredekilerin oldukça dikkatini çekti.
Yürüyüş boyunca çeşitli müzikler eşliğinde dans edildi. En ilginç olanıysa
Sezen Aksu’nun “Karşıyım Karşı her şeye karşı” şarkısının çalındığı esnada
yaşlı Oruçlu, Barış annelerinin Türkiye solundan kadınların rahatlığına pek
ayak uyduramayan kararsız ne yapacağını bilmez bir duruma sürüklenmesiydi.
Deniz Poyraz’ın annesi ölen kızının fotoğrafının da taşındığı yerde oldukça zor
durumda kaldı. Kürtlerin daha yaşlı kadınlarının Türklüğe zorunlu
entegrasyonunda yaşanan trajik sıkıntılı bir durum oluşmuştu.
Kadınların küçük bir kısmı Biji serok Apo, Barışın mimarı
İmralı’dadır, sloganı attıysa da çok
rağbet görmedi. Jin Jiyan Azadi, Kadın Yaşam Özgürlük sloganı birbirinden
ayrılmadan sıkça atıldı. Zaman zaman müziklerin etkisiyle coşkulu anlar yaşansa
da bütün kadınların aynı duyguyu taşıdığını ortak bir duygunun olduğunu
söylemek pek mümkün değildi.
Daha çok orta halli ve yoksul Kürt, Türk emekçilerin,
Suriyeli göçmenlerin uğrak yeri olan Konak bölgesinde Kürt kadınların zılgıtlarla
Kürtçe sloganlarla yürüyüş yapması çevredekilerde farklı iki etkiye neden oldu.
Kürt emekçileri korteji görüp, sloganları duyunca büyük bir
heyecanla çevrede toplanarak eylemi desteklerken, Türk yoksulların bir kısmı
biraz daha mesafeli ilgisiz gibi görünerek tepki vermemeyi seçti. Bazıları öfkelenip
polisin yanına giderek buna nasıl izin verdiklerini soruyordu. Yürüyüşün
tamamlandığı vapur iskelesi önünde önce Burcugül Çubuk sonra Gülistan Koçyiğit
birer konuşma yaptılar.
Burcugül Çubuk kısa sayılabilecek genel çerçevede bir konuşma yaparken
Gülistan Koçyiğit daha uzun ve siyasal gündeme ilişkin oldukça uzun bir konuşma
yaptı. Barışın Mimarının Öcalan’ın 27 Şubat ta açıkladığı deklarasyonunun
sonuna kadar arkasında olduklarını belirten Koçyiğit, hükümet ortaklarının
sürecin gereklerini yerine getirmedikleri yönünde eleştirilerini sıraladı.
Türkiye’nin barışı kadınların özgürlüğününde yolunu açacaktır diyerek,
Türkiye’nin demokratikleşmesi için gerekli adımları atmakta geciktiği yönünde
içeriği zayıf ancak biçimi sert bir konuşma yaptı. Asıl vurgu Türkiye’nin
demokratikleştirilmesinin önündeki engellerin bir an önce kaldırılması ve
Öcalan’ın çağrısına uyulmasıydı.
8 Mart Pazar günü ise saat 14.00 te Gar önünde buluşma
çağrısı yapan (BDSP) EKK dışında diğer gruplar saat 15.00 için Türkan Saylan
önünde buluşma çağrısı yapmıştı. Belirtilen saatte Sosyalist yapılara bağlı
Kadın kortejleri, Dem Partili kadınlar kendi pankart ve dövizleriyle alana
geldiler.
Küçük burjuva feminist yapıların basıncının mağlupları
olarak Sosyalist yapılar erkeklerin dâhil olmadığı, bu tutumu kıracak bir hamle
yapmak yerine yürüyüşe kadın kortejleriyle dahil olmuşlardı.
Bu yıl daha önce pankart bayrak yasağı da koyan bu küçük
burjuva akımlardan bağımsız olarak Sosyalist yapıların yarım bir irade koyarak
saat 15.00 te kendi kimlikleri, pankart, bayrak ve dövizleriyle bir yürüyüş
gerçekleştirmeleri kopma eğiliminin görünür olmasını sağladı. Kızıl
bayraklarıyla, devrim ve sosyalizm vurgusuyla, politik gündeme dair söylem ve
sloganlarıyla sosyalist yapılar uzun zamandır geciken ama eksik bir adım atmış
oldular. Erkek yoldaşlarını kortejlerinin dışında bıraktılar.
Bu olumlu eğilimi sokaklara taşıyan sosyalist anlayışların bir kısmı feminist gece yürüyüşüne de
katılmakla gündüz ortaya koydukları iradeye pek uygun düşmeyen başka bir
görüntü sergileyerek kafalarının çok net olmadığını ortaya koydular. Hiçbir
değerlendirme yapmadan amaçsız, plansız her kalabalığın içinde olmaya çalışmak
o kitlenin içinde kaybolmayı ve değiştiremeyeceğiniz için aşınmayı beraberinde
getirebilir.
Yön veremeyeceğiniz daha güçlü kalabalıklar sizi etkisizleştirir
kendine benzetir.
Devrimci iddiaya sahip yapıların daha planlı ve kendi
doğrularını politik hattını görünür kıldığı ayrım çizgilerini çekebildiği bir odak
yaratmak için bir kopuşa ihtiyaç duyduğu açıktır.
2026 yılındaki çabalar 8 Mart’ı Feminist
hareketlerin elinden kurtarmak ve gerçek sahipleri olarak içeriğine uygun bir
anma gerçekleştirmek, işçi sınıfının öfkesini dışa vurduğu, iktidar iddiasıyla
ortaya çıktığı, kadın ve erkek devrimcilerin bir kavga günü olarak hak ettiği
anlama yeniden kavuşturmak için tamamlanması gereken yarım kalmış bir hamle
olarak görülebilir.
Gelecek yıllarda çaba
harcanırsa bu eksik tutum, kararsız dağınık eğilimler birlikte daha güçlü net
bir devrimci ortak iradeye dönüştürülebilir. Belki o zaman gerçek anlamına
yakışan bir şekilde güçlü devrimcilerin damgasını vurduğu 8 Martlar
kutlanabilir.