Sınıf kimliği edinmiş işçi davranışından çok, eril, lümpen
denebilecek bir tavır kendini hissettiriyor. Salona girişte evde yapılan börek,
kurabiye, kek vb. yiyecekler kutuların içinde meyve suyu eşliğinde gelen
konuklara ikram ediliyor. Gelen işçilerle samimi olduklarını hissettirmeye çalışan
abi ve ablaların davranışı sırıtıyor. Sahne kendine özgü sloganların yazılı olduğu
pankartlarla donatılmış. En dikkat çekici iki slogan dikkatimi çekiyor.
ÖNCÜ İŞÇİLER ÖNE, EN ÖNE! ve ZAFER KESİNDİR!
Öncü olmak yetmez en önde olacaksın,
Zafer ise tartışmasız ve kesindir
zaten şüphe duymak kimin haddine.
Slayt gösterisi durmadan akıyor, müzikler her türden kimi
duygulu, kimi coşkulu abinin seçimi muhtemelen. En önemli olanını pek bilen yok.
Sahnede bir masa ve üç sandalye var. Genç bir kadın ellilerinde
uzun kıvırcık beyaz saçlı biri ve abla oturuyor. İkisinin önünde yazman
ablanınkinde kolaylaştırıcı yazıyor.
Heyecanlı olduklarını gizlemeye çalışsalar da bir şekilde
hissediliyor. Sonuçta tarihi önemde bir iş yapılıyor. Fotoğraflar videolar
çekiliyor.
Salonda elliye yakın kişi var. Gelemeyen işçi arkadaşların neden
gelemediklerini uzun uzun anlatıyor abi. Düğünü olan, arkadaşının yerine
mesaiye kalan, misafiri gelen vb. nedenler sıralanıyor. Salonun neden boş olduğu
açıklanmış oluyor böylece.
Sırayla değişik sektörlerden işçiler sahnedeki kürsüye çıkıp kendilerini
ifade etmeye çalışıyorlar. Çoğu heyecandan konuşmakta zorlanıyor bazıları
ceplerinden bir kağıt çıkarıp oradan okumaya çalışıyor. Çok uzun konuşamadan
utanıp kürsüden iniyorlar. Bazıları daha tecrübeli İstanbul Zeytinburnu
belediyesinden atılan ve 464 gündür direndiğini söyleyen işçi arkadaş. Biraz
duygusal ancak öfkeli ve inatçı kendi mücadelesini anlatan bir konuşma yapıyor.
Sonra SİBAŞ direnişçisi kadın işçiler konuşuyor onlar daha rahatlar.
Bazlıları başkaları tarafından yazılıp eline verildiği, (okuma
zorluğundan) anlaşılan metinleri sıkıntı içinde bitirmeye çalışıyor bazı
kavramların telaffuzu çok zorluyor, belli ki daha önce pek kullanmamış.
Abi güçlü sesiyle kulaklarımızı patlatırcasına ajite düzeyi
yüksek bir şiir okuyor. Gerçektende mikrofon patlıyor ve çıplak sesiyle
devam ediyor.
Konuklara da söz veriliyor. Daha çok iç dökme ve dertleşme
tarzında bir hava var.
Her işçi kürsüye çağrıldığında çok yüksek bir sesle arkadan biri
slogan atıyor ve bütün salon var sesiyle tekrar ediyor. Bazıları çağrıldığında
slogan atarak sahneye çıkıyor.
Ben hayret içinde analiz etmeye çalışırken, kendimi çok tuhaf
hissediyorum. Bu durumu nasıl tanımlayacağımı kafamda kuruyorum daha simgesel
bir anlatıyla işin içinden çıkabileceğime karar veriyorum.
EN GÜZEL MEZHEBİN MUTLU MÜRİDLERİYLE BİR PAZAR AYİNİ
Kendi mezhebinin en mükemmel su
katılmamış inanış olduğunu düşünen ve ritüellerine sımsıkı bağlı ve
tekrar ettikçe daha güçlü bir iman sahibi olduğuna inanmış insanlar topluluğu.
Abi ve ablaları mezhebin yerel tartışmasız yarı kutsalları. Sahneye çıktığında
herkes büyük bir saygı ve hayranlıkla gözlerinin ona dikiyor.
Abi etki gücü
yüksek bir şiir okuyor, sesinin son sınırlarını zorluyor. İzleyen müridler
kendinden geçiyor adeta. Bağırdıkça bağırıyor. Şiir çok uzun belikli iyi
çalışılmış kavga, direnç, isyan, hafızadan güçlü ses tonuyla okununca
herkes uyarılmış halde, yerinden fırlayıp sokaklara taşacak hale geliyor.
Bağlılıklarını ve imanlarını tazeliyorlar. Bir zikir hali yaşanıyor. Duvarlarda
kendi inançlarını yansıtan kesin ve sert cümlelerden oluşan ayetlere
bakıyorlar. Vecd ile gerçek yaşamdan kopup uhrevi bir dünyaya yelken açmış bu
insanların içinde sırıtıyoruz birkaç kişi.
Her daim ellerini patlatırcasına alkışlara
boğazlarını yırtarcasına atılan sloganlara katılmadığımız gibi şaşkınlıkla
bakmamıza şaşıyorlar.
Abartıda sınır yok sayı az ancak coşku
oldukça yüksek. Konuşmaların içeriği sohbet kıvamında olsa da bu pek dert değil.
Büyük ideallerin bilgisinden çok inancın gücü yeterli oluyor deme ki. İman
tazeleme ve zikir de önemli elbette. Her mürid en keskin biçimde inancını
haykırıyor. Herkes ayrı ayrı ve birlikte tekrar ediyor. Ne kadar güçlü ve sık bağırırsan
haklılığın ve gücün tazeleniyor. Devrimcilik dinin en güzel mezhebi olmanın mutluluğu her
ayinde tekrarlanıyor. Boşalmanın getirdiği rahatlamayla çıkılıyor
ibadethaneden. Sokaklarda kendini diğerlerinden çok ayrı daha güçlü hissediyor
insan. Bu en büyük mutluluk. Olsun sayımız az ama inancımız güçlü, hiçbir
mezhep bizden inançlı ve kararlı değil. Er geç anlaşılacak en güzel en makbul
mezhebin bizimkisi olduğu. Şimdi bizi anlayamayacak diğer mezheplere
inancımızı anlatarak konuşarak kendimizi yormanın alemi yok. İbadetlerimizi
eksiksiz sürdürmek sık sık tekrar etmek imanımızı diri tutmak için çok önemli. Her şey
bu kadar açık ortadayken nasıl anlayamadıklarını anlayamıyorum. Neden doğru
olan bizim mezhebimize inanmakta zorlanıyorlar. Bir misafir söz alıp dinimizin
kutsal metinlerine dönmek iyice okumak gerekir diyor. Küçük bir katkı olarak
alıp misafiri mahcup etmemek için not alıyorlar naçizane öneriyi. Onların
çoktan okuyup bitirdiği metinlere tekrar göz atmanın ne zararı var elbette
arada bakmak lazım gelir diyorlar. Misafirinde gönlü olsun kabiliden.
Biraz sert bir eleştiri biliyorum ama biz kendimizi böyle eleştirmezsek düşman çok daha acımasızca yok edecektir.
Marksizm dışı bir devrimcilik tarihin bilgisine yeterince sahip olmadan, duygularla yürütülen mücadeleler her zaman yıkım ve yok oluşla sona eriyor. Bunun önüne geçmek için bu sert eleştirilere ihtiyacımız var.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder