30 Aralık 2021 Perşembe

SINIFLAR MÜCADELESİNDE TARİHSEL MEKÂNLARIN ÖNEMİ

 

SINIFLAR MÜCADELESİNDE TARİHSEL MEKÂNLARIN VE ADLARIN ÖNEMİ

 

Tarih sınıf savaşımları tarihidir!  

                                Karl MARX

 

Mülkiyetin ortaya çıktığı zamanlardan bu güne mülk sahipleri ile mülksüzler, yani emeğinin büyük bir kısmına el konanlarla bu emeğe el koyanlar arsında bir kavga sürüp gitmektedir.

Köle sahipleriyle köleler, toprağa bağlı serflerle toprak ağaları ve derebeyleri arasında yürütülen kavga bu gün modern dönemin temel iki sınıfı arasında sürüp gitmektedir.

Bu iki sınıf; işçi sınıfı ve sermaye sınıfı (Proletarya ile Burjuvazi) arasında sürmektedir.

Tarihsel gelişim süreci içerisinde sömürü de biçim değiştirmiş, kaba şiddetin yerini inceltilmiş yöntemler almıştır. Çalışma mekânları, çalışma süreleri, çalışma koşulları, her dönemin yapısal özelliklerine, karakterine vb. uygun olarak gelişmiş değişime uğramıştır. İşçiler, sınıflar arası mücadelede edindikleri kazanımlar gereği 18. yüzyıl İngiltere'sindeki gibi çocuk yaşta öldürülünceye kadar çalıştırılmaktan genel anlamda daha ileri bir konumdadır. Elbette bu gün de, çocuk işçiliği yoğun sömürü koşulları, iş cinayetleri dünyanın birçok yerinde sürmektedir.

Bir sınıfın zenginliği diğer sınıfın kaybettiğidir.

Zenginlik bir anda kendiliğinden ortaya çıkmaz.

Bir yerde zenginliğin oluşabilmesi için bir başka yerde yoksulluğun artması zorunludur.

İşçilerin kötü çalışma ve yaşama koşulları, emeğin giderek daha da ucuzlaması patronların daha iyi yaşam koşullarının garantisidir.

İşçilere eksik ödenen her kuruş, patronun cebinde gittikçe çoğalan milyonlardır.

Biz ucuza kötü yemekler yemek zorunda kaldığımız, sağlıklı beslenemediğimiz için onlar iyi yemekler yiyor sağlıklı beslenebiliyor.

Onların çocukları iyi eğitim alıyor bizim çocuklarımızsa zorunlu olan dışında yeterli eğitim alamıyor. Onların sahip olduğu zenginliği ve konforu işçi sınıfı sağlamaktadır.

Bu eşitsiz koşullar, ezilen sömürülen yığınların isyanına, eşit, özgür, daha iyi yaşam isteğine ve bunu kurma yolunda mücadeleye sevk etmektedir.

Sınıfların ortaya çıktığı günden bu yana her iki sınıfın bir mücadele birikimi ve tarihsel hafızası oluşmuştur.

Sermaye sınıfı kendi tarihsel birikiminden dersler çıkararak zayıf yanlarını onarmakta güçlendirmekte, önlem almakta kendi mevzilerini sağlamlaştırmaktadır.

İşçi sınıfı da yaşadığı mücadele deneyimlerinden dersler çıkararak yenilgilerden zafere ulaşmanın kalıcı kazanımlar elde etmenin ve kazandıklarını kalıcı hale dönüştürmenin yollarını aramaktadır.

Bu birikim, tek tek işçilerin belleğinde parça parça yer etse de, aslolan bunun işçi sınıfının örgütlü partisi ve kurumları elinde bir bütün olarak toplanması, korunması ve süreklilik içinde canlı tutularak yarına taşınmasıdır.

Hafızamız bizi güçlü kılar ve yeni kazanımlar için atılım yolunda bize güç verir. Bu coğrafyanın tarihinde 15-16 Haziran 1970 büyük işçi ayaklanması birçok açıdan dersler çıkarılması gereken belirleyici öneme sahip bir momenttir.

Beş yüz bin emekçinin sel olarak aktığı 1 Mayıs 1977 de işçi sınıfının gücünün simgesi haline dönüşen Taksim alanı sınıf mücadelesinde bayraklaşmış önemli bir meydandır.

Bu alan daha sonraki yıllarda yasaklanmış ancak işçi sınıfı Taksim alanından vazgeçmemiş, bu alanı tekrar kazanmak için uzun mücadeleler vermiştir.

Örgütsüzlüğün hüküm sürdüğü günümüzde taksim sermayenin egemenlik alanına dönüşmüş tarihsel hafızadan silinmesi yönünde kararlı adımların atıldığı bir yer haline getirilmiştir.

Taksime cami yapılması, AKM nin yıkılıp yeniden inşa edilmesi, Taksim meydanına çevre düzenlemesi vb. adı altında sınıfın tarihsel hafızasını silme, Taksim’in bir miting alanı olmaktan çıkarılması amacıyla yapılan saldırılar tamamen sınıfsal bir tercihtir.

37 İşçinin katledildiği 1977 1 Mayısının AKM ye asılan zincirlerini kıran dev işçi afişi hala o dönemi yaşayan işçilerin ve işçi örgütlerinin hafızasında canlılığını korumakta, simgesel bir değer taşımaktadır.

Milyonların günlerce işgal ettiği Taksim alanı ve AKM binası yakın geçmişte Gezi Parkı direnişi ile başlayan Haziran ayaklanmasının da simgesel mekânı olmuş, oraya asılan pankartlar yüzümüzü gülümseten umut veren aydınlık geleceğimize yol gösteren 1977 nin ışığını sürekliliği içinde günümüze taşıyan yeni kuşakların eylemiyle tazelenen daha kapsayıcı bir simgesellik kazanmıştır.

Ezen ulus devleti olarak T.C nin Kürdistanda bütün yerleşim yerlerinin adlarını değiştirmesi daha derin bir travmanın dışa vurumudur. Osmanlı döneminde Ermenilerin ve Kürtlerin yaşadığı bütün Şehir kasaba ve köylerin isimleri 12 Eylül'den sonra değiştirilmiş yasaklanmaıştır. Nerede haksız bir saldırı yok etme varsa mutlaka bir gün oradan hakikat fışkıracaktır. Hiç bir şey siz artık kendi dilinizi verdiğiniz adları kullanmayacaksınız hepsi Türkçe olacak deyince silinmiyor. T.C nin kurulduğu topraklar üzerinde yaşayanları yok ederek, asimile etmeye çalışarak varolmuştur. Ancak yaşananlardan anlaşıldığı gibi yüz yıldır başarılı olamamıştır. İşçi sınıfının, Kürtlerin, Ermenilerin ve diğer halkların tarihini güçlü bir irade olduğu sürece yok edemeyeceksiniz. O tarih ezilenlerin belleğinde canlılığını koruyacak kuşaktan kuşağa aktarılacaktır.

 

KORKTUKLARI HAYALETTEN KAÇAMAYACAKLAR!

Bu alanda yıllar önce dolaşan hayalet yıllar sonra geri gelmiş Haziran günlerinde Burjuva iktidar sahiplerinin uykularını kaçırmaya, onlara unutmaya çalıştıkları geçmişi daha güçlü hatırlatmaya devam etmektedir.

 Burjuvazinin hafızasında karabasanlar yaşadığı uykusuz gecelerini hatırlatan bu meydan ve AKM binası bu nedenle mutlaka yıkılmalı hafızalardan silinmelidir. Taksim meydanı devrimcilere ve işçi sınıfına mutlaka kapatılmalıdır.

Geçmişi çağrıştıran, az da olsa anımsatan semt, mahalle, cadde, sokak, park, kültür merkezi her ne varsa isimleri, anılardan kazınmalı kitlelere unutturulmalıdır.”

TAKSİM MEYDANI başta olmak üzere KIZILAY MEYDANI, KONAK MEYDANI, TARİŞ, TEKEL, SEKA,  ZONGULDAK MADENLERİ, GAZİ MAHALLESİ Kapitalist sömürüye, yok saymaya isyanın, örgütlü mücadelenin kazanımlarını hatırlatan bütün mekânları hızla yok etmek İşçi sınıfının hafızasından silmek için yoğun bir saldırı altındadır.

Kentin sermaye eliyle dönüştürülmesi işçi sınıfının mücadele birikiminin simgeleri sayılan bütün mekânların hafızalarımızdan silinmesi bilinçli sistemli bir saldırı olarak değerlendirilmelidir.

DİSK in yüksek maaşlar alan, servet biriktiren patronları ve destekçileri her yıl dostlar alışverişte görsün anlayışıyla 1 Mayıs’ta Taksime çelenk koyarak o tarihsel mekâna dönük saldırının meşrulaştırılmasına aktif olarak destek olmaktadır.

Mücadeleyi büyütmeden İşçi sınıfının yolunu tıkayan asalaklardan kurtulmadan bu mekânlara ’da tarihimize de sahip çıkmak mümkün değildir.

Adı direnişle, mücadeleyle, ayaklanmayla anılan, her yeri, her kurumu yok etmek, yıkmak, satmak talan etmek burjuvazinin korkusunun, sınıf kininin açık bir göstergesidir.

Sınıf savaşı sadece günlük bir mücadeleyle değil tarihsel hafızayı silerek de sürüyor.

İşçi sınıfının mücadele hafızası yok ediliyor. Mücadele alanlarımız mekânsal olarak hafızalarımızdan siliniyor.

Sermaye sınıfı bunu sadece uyguladığı çıplak zor ve şiddetle değil sınıfın içindeki bir takım unsurları ajanlaştırarak, satın alarak, liberal sol tasfiyeci anlayışları da yanına alarak kendine meşruiyet yaratıyor. İşçi sınıfının etrafındaki kuşatma çok katmanlı bir yapıya sahip. Bunun çözümlenmesi ve sınıfın kendi ayakları üstüne tekrar dikilmesinin yolu bu anlayışlarla açıktan teşhir edilmesinden ve onlarla mücadele etmekten geçiyor.

Sinemalar, Tiyatrolar, Sokak isimleri çok şey anlatıyor onlara. Bize anlatamadığı kadar çok şey. Geçmişin köklerine tutunmadan, geçmişten öğrenmeden ve o geçmişi iyi bilmeden bir geleceğe yürüyemeyiz.

Süreklilik ve kopuş içinde gelenekten beslenen ve geleceğe uzanan bir mücadele ancak güçlü bir tarihsel hafızayla mümkün. Bu yüzden unutmayacağız, sahip çıkacağız, o birikimle geleceği kazanacağız.

2020

Hiç yorum yok: