TOPLUMSAL ÖZGÜRLÜK PARTİSİ’ NİN İZMİR’DE
DÜZENLEDİĞİ
21.YÜZYIL “DEVRİMCİ KOMÜNİST
ÖZNESİNİN İNŞASI İÇİN PARTİ KONFERANSI” DEĞERLENDİRMESİ
YA DA KENDİNE PARTİ DİYENLERİN BİR TÜRLÜ PARTİ OLAMAYIŞI SORUNU
“Devrimci (bir) Komünist Partisi”
sorunu bu topraklarda devrim yapma iddiasıyla kurulmuş en ileri programa sahip
tek parti olma özelliğine sahip Mustafa SUPHİ ve yoldaşlarının Bakü’de kurduğu,
1920 TKP sinin ortaya çıkışından kısa bir süre sonra Mustafa Suphi ve yoldaşlarının
Karadeniz’de burjuvazi tarafından katledilmesinden bugüne tartışılagelmiş ve
hala çözülmeyi bekleyen, yakıcı ve yaratılamadığı ölçüde yıkıcı bir sorun
olarak varlığını sürdürmektedir.
Bolşevik partisinin ve ekim
devriminin dersleriyle ve Lenin’in katkılarıyla oluşturulmuş olan TKP’nin ilk programı,
katledilen önderleriyle birlikte o gün Karadeniz’in derinliklerine gömülmüştür.
O günden sonra da “devrim” iddiasındaki hiçbir örgüt ve bir türlü “parti
olamayan partiler” tarafından gerçek anlamda sahiplenilmemiştir.
İşçi sınıfının ve tüm ezilenlerin devrimci
öznesi olma iddiasındaki Komünist Partisi’nin
mevcut dağınıklığa son vererek var edilmesi sorunu, kor bir ateş gibi bütün
yakıcılığıyla o günden bu yana hala ortada durmaktadır.
Çoğu örgütün ve bu örgütlere dışarıdan
akıl hocalığı yapan, sorumluluğu az, konfor düzeyi yüksek, sözde Marksist aydınların
dokunmaya cesaret edemediği, etrafında dolaşıp bir türlü el atamadığı, atmayı
deneyip biraz yananların geri çekildiği, bu süreç hala devam ediyor.
Sınıfı kucaklayan devrimci bir sınıf
partisinin yaratılması “kor ateşi” işçi sınıfının bilinçli, samimi ve cesur örgütlü
öncülerinin elleriyle yaratılarak, Kapitalist düzenin bütün kurumlarıyla ateşe
verileceği, sınıfsız sömürüsüz bir düzenin kapılarının açılacağı, mülksüzlerin
mülksüzleştireceği o büyük günü bekliyor.
Burjuva devletin tarihsel
deneyimlerinden oluşan hafızasında yer eden en önemli şey kendi sınıf
iktidarına son verme yeteneğine sahip devrimci bir işçi sınıfı partisine hiçbir
koşulda tahammül göstermemesi ve göstermeyeceğidir.
Kapitalist cumhuriyetin kuruluşu öncesinde
ittihat ve terakkiden bu güne cumhuriyetin kuruluş ilkelerine aykırı görülen
bütün güçler (Rumlar, Ermeniler, Komünistler, Kürtler, Aleviler vd.) çeşitli
yol ve yöntemlerle hedefte olmuştur.
Soykırımlar, katliamlar, askeri
darbeler, sıkıyönetimler, baskı ve işkencenin sistematik olarak sürdürülmesinin,
kapitalist (ulus) devletin ortaya çıkışından bu yana kendi meşruiyetini üzerine
inşa ettiği bir zemin olduğu akıldan çıkarılmamalıdır.
Türk Irkçılığının, ulus devletin
varlık koşulu olması, demokrasi oyununda meşru sayılmayacak, görünen devletin
bir uzantısı olan “derin devlet” diye sözü edilen, görünenin arkasındaki asıl
devletin kendi tarihini inşa ederken Rumlara, Ermenilere, Kürtlere, Alevilere, Komünistlere,
Devrimcilere yönelik katliam girişimlerinde bulunmasının kapitalist devletin sınıf
tavrının gereği olarak kavranması gerekir. Ulus devlet bu katliamlar üzerine
inşa edilmiştir.
Her demokrasi iktidardaki sınıfın
karakterini taşır. Burjuva demokrasisiyle, proleter demokrasi farklı iki
sınıfın yönetme biçimini ifade eder. Bu özelliği dikkate alınmazsa demokrasi
kavram olarak işçi sınıfı ve ezilenler için devrimci sınıf tavrını zehirleyen,
işçi sınıfını pasifize eden, düzene bağlayan bir içerik taşımaya başlar.
Bu konuda yazılmış çok ciddi bir
Marksist Leninist külliyatın varlığının üzerinden atlanarak hiçbir şey
yazılmamış, söylenmemiş gibi davranarak siyaset yapmaya çalışanlar devrimci
iddialarda bulunamazlar.
Sözümüz, referanslarını (en azından
söylem düzeyinde) işçi sınıfının iktidarını kurmak niyetini beyan edenleredir.
Tasfiyecilik rüzgarlarından
kurtulamayan, kendine kör, tarihten öğrenmekte geciken, aynı yanlış tutumlarda
ısrar eden, sınıflar mücadelesinin birikimini, devrimci parti ihtiyacına yanıt
üretebilecek bir pratiğin oluşturulmasına dönüştüremeyen bütün çabalar, sorgulanmadığı
ve öz eleştirel bir tutum geliştirilemediği için umutsuzluğu derinleştiriyor.
Eksik olan şey; konuşulamasa da, sıradan
insanların günlük yaşamlarında ölümüne çalıştırılırken bile gösterdikleri
cesaret ve sınıf savaşımları tarihinin süzülmüş hafızasına sahip olan komünist,
devrimci kadroların iktidar hedefine yönelen bir komünist özneyi inşa temelinde
birliğidir.
Bu mesele elbette tek bir örgütün
kendi başına altından kalkabileceği basitlikte bir mesele değildir. Bugün “devrimci”
hareketlerin, partilerin veya çeperinde bulunan az sayıda kadronun ve
sempatizanın hiperaktif koşuşturmasıyla da mümkün görünmemektedir. Bu yorucu,
yıpratıcı tutum uzun süredir denenmesine ve başarılı sonuçlar üretemediği açıkça
görülmesine rağmen bir türlü aşılamamaktadır.
Bin bir zahmetle kazanılan kadro ve
sempatizanlar, süreklileşen tasfiye dalgalarının basıncı altında savrulmakta, yorgun
düşmekte, dinlenmeye çekilmekte, hareketlerinden uzaklaşmaktadırlar.
Yaşadığımız coğrafyada, örgütlerin
ideolojik yetersizliğinden kaynaklanan sorunlar, amatörce tutumlar, popülist
bir örgüt anlayışı, devletin baskıcı sert yaklaşımının etkisiyle yaşanan geri
çekilmeler, devrimci niyet ve söylemin geri çekilmesi gibi birçok nedenle, hızla
kazanılan taraftarlar aynı hızla kaybedilmekte bir türlü kadroya
dönüştürülememekte, kadro birikimi oluşturulamamaktadır.
Geçmiş dönemlere oranla sürekli güç
kaybeden yeni kadrolar kazanamayan, kendi iç sorunlarıyla boğuşurken bölünen ve
sürekli güç kaybeden bütün yapılarda bu durumun geriye dönük bir muhasebesi de
yapılmamakta aynı yanlış tutumlarla yol alma ısrarı sürmektedir.
Sovyetler birliğinde yaşanan yetmiş
yıllık sosyalizm deneyinin çözülmesiyle başlayan, diğer sosyalist ülkelerinde
çözülmesiyle devam eden son olarak Çin’in kapitalist pazara dahil olmasıyla doruğa
çıkan gericilik döneminin etkileri, günümüzde derinleşerek sürüyor. Dünyada
işçi sınıfı ve komünist hareketin gerilemesinin asıl nedeni bu tarihsel
koşullarla direk ilgilidir.
İşçi sınıfı ve çıkarı işçi sınıfından
yana olanlar bütün dünyada büyük bir kuşatma altındadır. Bu kuşatmayı kırmak
için sağlam ideolojik temellere dayandırdığımız umuda ve morale ihtiyacımız
var. Bu umudu ve morali üretecek olan yegâne güç, sınıfın güvenini kazanmış,
emperyalist kapitalist sistemin ürettiği bütün sorunların çözümüne dair
mücadele yürüten bütün güçleri kendi devrimci çizgisinde birleştirebilen bir
komünist partisidir.
Emperyalist kapitalizm zincirlerinden
boşanmışçasına işçi sınıfına, doğaya, paraya çevirebileceği bütün varlıklara
saldırarak yok ediyor. İnsanlık büyük bir karanlığa doğru sürükleniyor. Ve bu
karanlıktan kurtulmak için umuda ihtiyacı var.
Geleceği kurabilecek yegâne gücün harekete geçmesi için güven duyacağı
bir örgütlülüğün olmaması umutsuzluğu, umutsuzluk suskunluğu besliyor,
suskunlukda sömürüyü derinleştiriyor.
Orta çağ zihniyetine sahip dinci örgütlerle,
yapay zekaya sahip robotlar aynı dünyanın içinde varlığını sürdürüyor. Silah
sanayine milyarlar harcanırken dünyanın emperyalist talan sonucu
yoksullaştırılmış bölgelerinde temiz içme suyu, karnını doyurabilecek gıda
bulamayan, tuvalet ihtiyacını giderecek kapalı alan bulamayan milyarlarca insan
yaşama tutunma savaşı veriyor. Ultra zenginler özel jetleriyle ülkeden ülkeye
seyahat edip, sahip olduğu malikânelerde sonsuz bir lüks ve konfor içinde hayat
sürerken, her gün binlerce insan açlıktan, hastalıklardan, savaşlardan ölüyor.
Teknolojik gelişmelerin yol açtığı bilgisayar destekli robotik üretim sonucu
işgücüne katılamayan işsizler, emekliler, yaşlılar, engeliler, üretim ve kar
için gereksiz görülen milyonlarca insan Kapitalist sistem tarafından atık olarak tanımlanarak yaşamın dışına
itiliyor.
Çelişkilerin bu kadar net ve keskin
olduğu, yoksullaşmanın ve yoksunlaşmanın hızla arttığı koşullarda, sınıflar
arası savaşın kızgınlaştığı bir dönemde iktidar mücadelesinin yerine, iktidar
hedefine sahip olmayan toplumsal tepki hareketlerinin peşine takılmak, buradan gerçekçi
olmayan bir umut devşirmek komünistlerin işi olamaz. Bu tür tutumlar nihai
çözümün biricik aracı olan devrimci komünist bir parti ihtiyacının yakıcılığını
görmezden gelerek gizleyemez. Bu iradenin açığa çıkması Komünistlerin tarihsel
rolünü oynaması geciktikçe toplumsal çürüme hız kazanıyor, ezilenlerin, işçi
sınıfının devrimci enerjisi düzen içinde eritiliyor.
Artık sadece işçi sınıfının
değersizleştirilen emeği değil, tüm dünyada ekosistem ve canlı yaşamı tehdit
altında. Yaşamı sona erdirebilecek akıldışı yağma ve talan düzeninin sonuçları
başta en yoksullar olmak üzere bütün insanlığı tehdit ediyor.
Yangınlar, Seller, Hortumlar,
Denizlerdeki aşırı kirlilik, Gıda krizi sonucu ortaya çıkan açlık, iklim
değişikliği, aşırı kar hırsıyla dünyayı ateşe atan Emperyalist kapitalist
tekellerin akıldışı, insan dışı düzenlerinin eseridir.
Bu düzen bir an önce canlı yaşamı
sona ermeden, geriye dönülmez noktaya getirilmeden yıkılmalıdır. Bu çağrının
muhatabı bu düzenden çıkarı olmayan akıl sağlığı yerinde, vicdanını yitirmemiş başta
komünistler, devrimciler olmak üzere bütün insanlıktır.
Ancak bu genel çağrı, sınıfların
keskinleşen mücadelesinden, iktidar perspektifinden bağımsız, yaşananların
içerdiği sınıfsal dinamiği görmezden gelen, sınıfsal ayrımları net ve kesin
çizgilerle ayırmada, genel tanımlarla yapıldığında bir burjuva hükümet koalisyonunu
çağrıştırmaktadır.
Devrimci komünistlerin görevi, iş,
aş, demokrasi çağrıları yaparak burjuva devlet aygıtının işlemeyen yanlarını
onarmak değil, kapitalist sınıfın yönetme aracı olan devleti parçalamak ve yerine
işçi sınıfının diktatörlüğünü kurmaktır.
Her devrimin temel sorunu iktidar sorunudur.
V. İ. Lenin
Sınıf mücadelesini ve sınıf
iktidarını temel almadan, halkçı, demokrat, toptancı yaklaşımlarla geçmişte
olduğu gibi bugünde devrimci bir sınıf partisini inşa edilemez.
Bu tür popülist, reformist örgütlerin
bütünsel ve sınıfsal bir kavrayıştan yoksun olmaları bütün samimi çabalarından
ve iyi niyetlerinden bağımsız olarak bu düzeni beslemektedir. Türkiye işçi
sınıfı ve devrimci hareketin tarihi, bu yanılsamalı bakışın ışığında şekillenen
hareketlerin “demokratik muhalefet” tarihidir.
Sürekli Faşizm tahlili yapanların demokrasi mücadelesi vermek için devrim
fikrinden vazgeçmeleri, sınıf gözlüklerini atarak yana yakıla her türden müttefik
araması tutarlı bir çizgi olarak görünmektedir. Bu nedenle somut durumun somut
tahlilinde köklü bir sorun olduğu tespit edilmeden yol alınması da mümkün
görünmemektedir.
“Faşizm” varsa mücadele de demokrasi
talebiyle bir araya gelmiş ve ezilen sınıfların dışında geniş halkçı bir
cepheyi (antifaşist cephe) kapsayacaktır. (Türkiye solları 12 Eylül öncesinde de
faşizm tespiti yaparak antifaşist mücadele yürütmüşlerdir. Askeri darbeden
sonra yine çeşitli Faşizm tahlilleri yapılmış, ancak bu kez mücadele edecek pek
bir örgüt kalmamıştır.)
Demokrasi mücadelesiyle devrim
mücadelesinin konusu da araçları da farklıdır. Referansı Ekim devrimi ve
Bolşevik partisi olmayan popülist devrimci demokrat “partiler” köklü bir
kavrayış sorunu ve kafa karışıklığı yaşamaktadır.
Eğer mümkün olabilirse, bu hareketler
tarihsel süreçleri ekim devriminin partisinin yolundan gidilerek kurulacak
devrimci komünist inşayı gerçekleştirmek için suyun kaynağına dönmelidir.
Sınıftan ve devrim iddiasından
vazgeçerek demokrasi mücadelesine yönelmenin revaçta olduğu günümüzde yükselen
tasfiyeciliğin yeni biçimlerine karşı mücadele etmenin temel koşulu bu tarihin
doğru zeminde kavranması ve savunulmasıdır.
Günümüzde devrimci komünist öznenin inşası
iddiasında bulunanların, gericilik döneminin sağlıksız ikliminde ortaya çıkan,
tüm muhalif hareketlerin yürüttükleri mücadeleyle (Kadın, Gençlik, Çevre,
LGBTİ+ vb.) kendi başlarına sistemik sorunları çözemeyeceklerini bu nedenle
iktidarı hedef alan, bütünsel merkezi bir mücadelenin öznesini yaratmadan ve bütün
mücadeleleri devrimci komünist partiye bağlamanın, tarihsel bir zorunluluk
olduğu bilinciyle davranması gerekir.
KADRO YİTİMİNİN YARATTIĞI BOŞLUK
12
Eylül’de kesintiye uğrayan örgütsel süreçler 90 lı yıllarda gelişmeye başlamış ve 96 yılına gelindiğinde doruk noktasına ulaşmıştı.
Aşırı hızlı gelişen devrimci yükselişinin
örgütsel yapıların yetersizliği tarafından kucaklanamayışı sonucunda büyük bir
çöküş yaşandı.
Bu tasfiye dalgasının ardından ölüm
oruçları ve yapılan onlarca operasyonla sayısız devrimci kadronun fiziksel
tasfiyeye uğratılmasıyla son buldu.
Sistematik saldırılarla devrimci olma
iddiasındaki tüm örgütlerin kitle bağlarının kesilmesi ve örgütsel tasfiyeye
uğratılması vb. nedenlerle mücadele daha genç ve tecrübesiz, birikimsiz
devrimcilerin örgütsel görevleri üstlenmesini zorunlu kılmıştır.
Geçmiş dönemin en yığınsal hareketleri
(TKP, DEV YOL, TDKP) çözülüp tasfiye olurken, geçmişin sınıfa dayalı devrimci
kültürel formlarından çok uzak devrimci demokrat diye
tanımlayabileceğimiz daha popülist, kahramanlık üzerine kurulu, bireyi öne
çıkaran militan, küçük burjuva devrimciliği öne çıktı ve etkinlik kazandı. 90
lı yıllarda yaşanan bu hızlı gelişme ve çöküş sürecinin o günden bu yana
bıraktığı tortular sonrasındaki sürecin devrimci kimlik inşa süreçlerini
etkilemeyi sürdürdü. Halkçılık ve sınıf mücadelesi harmanlanmaya daha kapsayıcı
bir tutum alınmaya çalışıldı. Bu eklektik ve bütünsellikten ve tarihsellikten
yoksun örgütsel bilinç üretimi sayesinde sağlıklı bir kopuş bir türlü
gerçekleştirilemedi.
Bu tutum sınıfsal, kitlesel eylemler
yerine dar kadro veya bireysel eylemlerin öne çıkarıldığı, ölümün kutsandığı ve
özendirildiği, devrimcilerle sınıf bağlarının zayıfladığı mücadelenin öznesinin
daha belirsiz halk kitleleri gibi net bir sınıfsallıktan uzak
tanımla sağlıksız bir zeminin gelişmesine yol açtı.
Uzun yıllar sınıf mücadelesini temel
alan, sınıfın içinde güç biriktiren, sınıfa vurgu yapan örgütlülükler güç
kaybederken halkçı demokratik söylem güç kazandı. Sınıfı halkın bir parçası
olarak tanımlayan bu anlayış Kürt ulusal sorunu, Kadın, Gençlik, Çevre, vb.
mücadelelerini İşçi sınıfı mücadelesiyle kategorik olarak eşitleyen bir bakış
açısıyla kurgulandı.
SINIF MÜCADELESİ SENDİKALARA RAĞMEN
SÜRÜYOR
Sermayenin sistemli olarak
sendikalara yönelik “sınıfsız bürokratik sendika” yaratma operasyonları sonucu,
sınıf bağı kopmuş çürümüş, sınıfı teslim alan, sınıfın üstünde onu çürüten
yozlaştıran ekonomi temelli yeni bir mafyatik sendikal anlayış hayata
geçirildi.
Bu çürüyen sendikal anlayış teşhir
edilerek ve bu zemininden kopularak sınıfa yönelen çok yönlü saldırıyı
göğüsleyebilecek etkin bir anlayış ve örgütlülük yaratılamadı. Bunu yaratacak
fiili bir güçte mevcut değildi. Sınıfın kendiliğinden eylemleri ne kadar güçlü
olsa bile önderlik boşluğu nedeniyle her seferinde yenilgiye uğradı.
Devrim’in gündelik mücadelelerin
kendiliğindenliğiyle ortaya çıkmayacağını yaşanan tecrübelerden en iyi bu
topraklardaki devrimcilerin bilmesi gerekir. (16 Haziran ve Gezi Ayaklanması)
O günden bu yana parti olma
iddiasında bulunan birçok grup ve hareket ortaya çıkmakla beraber ne
programatik olarak ne de örgütsel olarak öncülük iddiasına uygun bir tutum
ortaya konabilmiş değildir.
Belli tarihsel dönemlerde Parti olma
iddiasıyla ortaya çıkan örgütler bugünde olmaktadır. Bu topraklar belli bir
zaman diliminde çeşitli aktivasyonlar gerçekleştirdiği halde bu iddianın
gereklerini yerine getirmekten uzak bir noktaya savrulan, parti olma nosyonunun
içini boşaltan, devrimin öznesi olma iddiasındaki bir partinin devrimci,
bütünsel, tutarlı tarihsel referanslarına sahip olmayan, bu durumu önemsizleştiren,
kendilerini aşamayan, sadece isim değiştirmekle kalan parti olamayan, varlığını
kültürel faaliyet olarak sürdüren, partiler çöplüğüne dönüşmüştür.
Bugün sayısız parti kendisini
kavramsal çorba diyebileceğimiz “halkçı demokratizm” köklerinden beslenen kafa
karışıklığının eseri olan Marksizm dışı, kendi içinde uyumsuz, tutarsız,
bütünlüğü olmayan, eklektik, düzen içi yazınsal metinlerle ortaya çıkabilme cüretini
gösterebilmektedir. Sonu şimdiden belli olan ve tarihte çok daha gelişkin
birçok örneği bulunan bu yeni tasfiyeci dalgaya kapılanların, referans
kaynakları Marksist birtakım söylemleri içerse de Marksizm ve Leninizm’in
tarihsel referanslarından ve Parti anlayışından oldukça uzak kendince bir başka
parti tarifi yapmaktadırlar.
Mevcut yapıların kendi savruldukları
noktanın teorileştirilmesi ayrı bir durum olarak da varlık bulmaya devam
ediyor. İdeolojik birlik temelinde, merkezi ilkesel bir örgüt çatısı altında
bir araya gelmiş komünistlerin değil de, daha esnek ve liberal zeminde bir
araya gelmiş ideolojik birliği olmayan bireylerin faaliyetleri olarak varlığını
sürdüren yapılar, içinde bulunduğumuz durumun tasfiyeci karakterini
yanıstmaktadır.
Ortaya çıkışlarındaki kendi
iddialarının gerisine düşen tasfiyeci rüzgârlara kapılan birçok hareket sağlam
tutarlı ideolojik temellere sahip olmadıklarından devrimci bir çizgiden,
savunmacı bir çizgiye gerilemiş bu durumlarını burjuva düzenin kavramlarıyla
tanımlamaya ve harmanlamaya girişmiştir.
Parlamentarizmin ürettiği düzen içi
hayaller ve demokrasicilik zemini birçok hareketi çürütmektedir. Tasfiyeci
kitlesel hareketlerin peşinde devrimciliklerini yitiren, iddialarından vazgeçen bu örgütler
ideolojik ve örgütsel tasfiyeyi aşacak bir kopuşu gerçekleştiremediklerinden
demokrasi ve barış söyleminin peşinde savrulmaktadır.
Bu günkü anlayış farklılıkları ve
örgütsel dağınıklık devrimci bir kabarış dönemine kadar süreceğe benziyor.
Devrimci bir eleştirinin zemin
bulamadığı koşullarda bu tasfiyeci tutumların sürmesi kaçınılmazdır.
Amaç; faşizmi yıkıp demokratik bir
ülke inşa etmek diyenlerin birlikte yürüyecekleri güçlerde gidecekleri yerde
devrimci komünistlerden ayrıdır.
İddia; demokrasi mücadelesi için
ezilen sömürülen halkın bütün kesimlerinin birliğini sağlamak diyenlerin
sınırları belirsiz esnek ve ilkesiz birlikleri, komünist devrimcileri içine
alamayacak kadar düzen sınırlarına hapsolmuştur.
Çağrı; İşçilere, Lise, Üniversite
gençliğine, barış isteyen Kürtlere, İşten atılanlara, Emeklilere,
Sosyalistlere, Komünistlere, Demokratlara, çevrecilere, kadınlara, LGBTİ+ lara
diyenler devrimci bir çağrı yapamazlar.
Araç, TÖP diyerek legal demokrat bir
parti çatısı altında faaliyet gösterirken devrimci komünist özneyi inşa çağrısı
yapmak içine düşülen kafa karışıklığını yeterince açığa vurmaya yetiyor.
Söylem; bütün sorun alanlarına dönük düzen
içi ve düzen dışıymış gibi görünen farklı sloganlarla bütün alanları kapsadığı
düşünülüyor.
Katılım; Bütün halkımıza çağrı
yapılan “Parti Konferansı’na birçoğu misafir yaklaşık 70-80 kişi, katıldı.
Salon coşkusuzdu. Az sayıda taraftarın attığı cılız sloganlar salonu harekete
geçirmeye yetmedi. Amatör, deneyimi olmayan genç devrimci insanların heyecan
temelli, ellerindeki uzun ve tekrar eden metinleri okudukları sıkıcı sıradan
bir etkinlik olmanın ötesine geçemeyen, çağrıdaki iddianın çok hafife alındığı,
ya da başlıkta vurgulanan içeriğe ve gereklerine dair yeterli bilgi ve
birikimden yoksun olduklarını düşündüren ve durumun ciddiyetine uymayan bir
basitlikte gerçekleşti.
Konuşmacılar; TÖP adına parti
sözcüsü, İzmir il başkanı, Ses üyesi, Üniversite öğrencisi, Emekli-sen,
sağlıkçı bir kişi, Ses şube Başkanı, kendi geleneklerinden HDP adına konuşan bir
temsilci, Kadınlar birlikte güçlü platformu adına bir temsilci çok özel olmayan
ajtatif konuşmalar yaptılar. Salondaki herkese konuşma çağrısı yapılması ise
çok şaşırtıcıydı. Haklı olarak kimse konuşmadı.
Konferans dendiğinde anlaşılması
gerekenle pek ilgisi olmayan( geçmiş deneyler ışığında) deneyim sahibi herkesi
şaşırtan bir toplantı oldu.
Konuşmalar sonrasında Praksis konseri
içeriğe uygun müziklerle katılan gençlerin bir kısmını eğlendirdi ve gelen
konuklar dağıldı.
İyi niyet temelli, demokratik zeminde inşa edilmiş, apolitik bir
etkinlik, diyebileceğimiz bu toplantı yeni bir liberal tasfiyeciliğin büründüğü
biçimi anlamamız açısından ipuçları sunuyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder