SINIFLAR MÜCADELESİNDE TARİHSEL MEKÂNLARIN VE ADLARIN ÖNEMİ
Tarih sınıf savaşımları
tarihidir!
Karl MARX
Mülkiyetin ortaya çıktığı zamanlardan
bu güne mülk sahipleri ile mülksüzler, yani emeğinin büyük bir kısmına el
konanlarla bu emeğe el koyanlar arsında bir kavga sürüp gitmektedir.
Köle sahipleriyle köleler, toprağa
bağlı serflerle toprak ağaları ve derebeyleri arasında yürütülen kavga bu gün modern
dönemin temel iki sınıfı arasında sürüp gitmektedir.
Bu iki sınıf; işçi sınıfı ve sermaye
sınıfı (Proletarya ile Burjuvazi) arasında sürmektedir.
Tarihsel gelişim süreci içerisinde
sömürü de biçim değiştirmiş, kaba şiddetin yerini inceltilmiş yöntemler
almıştır. Çalışma mekânları, çalışma süreleri, çalışma koşulları, her dönemin
yapısal özelliklerine, karakterine vb. uygun olarak gelişmiş değişime
uğramıştır. İşçiler, sınıflar arası mücadelede edindikleri kazanımlar gereği
18. yüzyıl İngiltere'sindeki gibi çocuk yaşta öldürülünceye kadar
çalıştırılmaktan genel anlamda daha ileri bir konumdadır. Elbette bu gün de,
çocuk işçiliği yoğun sömürü koşulları, iş cinayetleri dünyanın birçok yerinde
sürmektedir.
Bir sınıfın zenginliği diğer sınıfın
kaybettiğidir.
Zenginlik bir anda kendiliğinden
ortaya çıkmaz.
Bir yerde zenginliğin oluşabilmesi
için bir başka yerde yoksulluğun artması zorunludur.
İşçilerin kötü çalışma ve yaşama
koşulları, emeğin giderek daha da ucuzlaması patronların daha iyi yaşam
koşullarının garantisidir.
İşçilere eksik ödenen her kuruş,
patronun cebinde gittikçe çoğalan milyonlardır.
Biz ucuza kötü yemekler yemek zorunda
kaldığımız, sağlıklı beslenemediğimiz için onlar iyi yemekler yiyor sağlıklı
beslenebiliyor.
Onların çocukları iyi eğitim alıyor
bizim çocuklarımızsa zorunlu olan dışında yeterli eğitim alamıyor. Onların sahip
olduğu zenginliği ve konforu işçi sınıfı sağlamaktadır.
Bu eşitsiz koşullar, ezilen sömürülen
yığınların isyanına, eşit, özgür, daha iyi yaşam isteğine ve bunu kurma yolunda
mücadeleye sevk etmektedir.
Sınıfların ortaya çıktığı günden bu
yana her iki sınıfın bir mücadele birikimi ve tarihsel hafızası oluşmuştur.
Sermaye sınıfı kendi tarihsel
birikiminden dersler çıkararak zayıf yanlarını onarmakta güçlendirmekte, önlem
almakta kendi mevzilerini sağlamlaştırmaktadır.
İşçi sınıfı da yaşadığı mücadele deneyimlerinden
dersler çıkararak yenilgilerden zafere ulaşmanın kalıcı kazanımlar elde etmenin
ve kazandıklarını kalıcı hale dönüştürmenin yollarını aramaktadır.
Bu birikim, tek tek işçilerin
belleğinde parça parça yer etse de, aslolan bunun işçi sınıfının örgütlü
partisi ve kurumları elinde bir bütün olarak toplanması, korunması ve
süreklilik içinde canlı tutularak yarına taşınmasıdır.
Hafızamız bizi güçlü kılar ve yeni
kazanımlar için atılım yolunda bize güç verir. Bu coğrafyanın tarihinde 15-16
Haziran 1970 büyük işçi ayaklanması birçok açıdan dersler çıkarılması gereken
belirleyici öneme sahip bir momenttir.
Beş yüz bin emekçinin sel olarak
aktığı 1 Mayıs 1977 de işçi sınıfının gücünün simgesi haline dönüşen Taksim
alanı sınıf mücadelesinde bayraklaşmış önemli bir meydandır.
Bu alan daha sonraki yıllarda
yasaklanmış ancak işçi sınıfı Taksim alanından vazgeçmemiş, bu alanı tekrar
kazanmak için uzun mücadeleler vermiştir.
Örgütsüzlüğün hüküm sürdüğü günümüzde
taksim sermayenin egemenlik alanına dönüşmüş tarihsel hafızadan silinmesi
yönünde kararlı adımların atıldığı bir yer haline getirilmiştir.
Taksime cami yapılması, AKM nin
yıkılıp yeniden inşa edilmesi, Taksim meydanına çevre düzenlemesi vb. adı
altında sınıfın tarihsel hafızasını silme, Taksim’in bir miting alanı olmaktan
çıkarılması amacıyla yapılan saldırılar tamamen sınıfsal bir tercihtir.
37 İşçinin katledildiği 1977 1
Mayısının AKM ye asılan zincirlerini kıran dev işçi afişi hala o dönemi yaşayan
işçilerin ve işçi örgütlerinin hafızasında canlılığını korumakta, simgesel bir
değer taşımaktadır.
Milyonların günlerce işgal ettiği
Taksim alanı ve AKM binası yakın geçmişte Gezi Parkı direnişi ile başlayan
Haziran ayaklanmasının da simgesel mekânı olmuş, oraya asılan pankartlar
yüzümüzü gülümseten umut veren aydınlık geleceğimize yol gösteren 1977 nin
ışığını sürekliliği içinde günümüze taşıyan yeni kuşakların eylemiyle tazelenen
daha kapsayıcı bir simgesellik kazanmıştır.
Ezen ulus devleti olarak T.C nin Kürdistanda bütün yerleşim yerlerinin adlarını değiştirmesi daha derin bir travmanın dışa vurumudur. Osmanlı döneminde Ermenilerin ve Kürtlerin yaşadığı bütün Şehir kasaba ve köylerin isimleri 12 Eylül'den sonra değiştirilmiş yasaklanmaıştır. Nerede haksız bir saldırı yok etme varsa mutlaka bir gün oradan hakikat fışkıracaktır. Hiç bir şey siz artık kendi dilinizi verdiğiniz adları kullanmayacaksınız hepsi Türkçe olacak deyince silinmiyor. T.C nin kurulduğu topraklar üzerinde yaşayanları yok ederek, asimile etmeye çalışarak varolmuştur. Ancak yaşananlardan anlaşıldığı gibi yüz yıldır başarılı olamamıştır. İşçi sınıfının, Kürtlerin, Ermenilerin ve diğer halkların tarihini güçlü bir irade olduğu sürece yok edemeyeceksiniz. O tarih ezilenlerin belleğinde canlılığını koruyacak kuşaktan kuşağa aktarılacaktır.
KORKTUKLARI HAYALETTEN
KAÇAMAYACAKLAR!
Bu alanda yıllar önce dolaşan hayalet
yıllar sonra geri gelmiş Haziran günlerinde Burjuva iktidar sahiplerinin
uykularını kaçırmaya, onlara unutmaya çalıştıkları geçmişi daha güçlü
hatırlatmaya devam etmektedir.
“Geçmişi
çağrıştıran, az da olsa anımsatan semt, mahalle, cadde, sokak, park, kültür
merkezi her ne varsa isimleri, anılardan kazınmalı kitlelere unutturulmalıdır.”
TAKSİM MEYDANI başta olmak üzere KIZILAY
MEYDANI, KONAK MEYDANI, TARİŞ, TEKEL, SEKA,
ZONGULDAK MADENLERİ, GAZİ MAHALLESİ Kapitalist sömürüye, yok saymaya isyanın,
örgütlü mücadelenin kazanımlarını hatırlatan bütün mekânları hızla yok etmek İşçi
sınıfının hafızasından silmek için yoğun bir saldırı altındadır.
Kentin sermaye eliyle dönüştürülmesi
işçi sınıfının mücadele birikiminin simgeleri sayılan bütün mekânların
hafızalarımızdan silinmesi bilinçli sistemli bir saldırı olarak
değerlendirilmelidir.
DİSK in yüksek maaşlar alan, servet
biriktiren patronları ve destekçileri her yıl dostlar alışverişte görsün
anlayışıyla 1 Mayıs’ta Taksime çelenk koyarak o tarihsel mekâna dönük
saldırının meşrulaştırılmasına aktif olarak destek olmaktadır.
Mücadeleyi büyütmeden İşçi sınıfının
yolunu tıkayan asalaklardan kurtulmadan bu mekânlara ’da tarihimize de sahip
çıkmak mümkün değildir.
Adı direnişle, mücadeleyle,
ayaklanmayla anılan, her yeri, her kurumu yok etmek, yıkmak, satmak talan etmek
burjuvazinin korkusunun, sınıf kininin açık bir göstergesidir.
Sınıf savaşı sadece günlük bir
mücadeleyle değil tarihsel hafızayı silerek de sürüyor.
İşçi sınıfının mücadele hafızası yok
ediliyor. Mücadele alanlarımız mekânsal olarak hafızalarımızdan siliniyor.
Sermaye sınıfı bunu sadece uyguladığı
çıplak zor ve şiddetle değil sınıfın içindeki bir takım unsurları
ajanlaştırarak, satın alarak, liberal sol tasfiyeci anlayışları da yanına
alarak kendine meşruiyet yaratıyor. İşçi sınıfının etrafındaki kuşatma çok
katmanlı bir yapıya sahip. Bunun çözümlenmesi ve sınıfın kendi ayakları üstüne
tekrar dikilmesinin yolu bu anlayışlarla açıktan teşhir edilmesinden ve onlarla
mücadele etmekten geçiyor.
Sinemalar, Tiyatrolar, Sokak isimleri
çok şey anlatıyor onlara. Bize anlatamadığı kadar çok şey. Geçmişin köklerine
tutunmadan, geçmişten öğrenmeden ve o geçmişi iyi bilmeden bir geleceğe yürüyemeyiz.
Süreklilik ve kopuş içinde gelenekten
beslenen ve geleceğe uzanan bir mücadele ancak güçlü bir tarihsel hafızayla
mümkün. Bu yüzden unutmayacağız, sahip çıkacağız, o birikimle geleceği
kazanacağız.
2020
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder