30 Aralık 2021 Perşembe

TÖP İZMİR KONFERANSI ÜZERİNE

 

 TOPLUMSAL ÖZGÜRLÜK PARTİSİ’ NİN İZMİR’DE DÜZENLEDİĞİ

21.YÜZYIL “DEVRİMCİ KOMÜNİST ÖZNESİNİN İNŞASI İÇİN PARTİ KONFERANSI” DEĞERLENDİRMESİ

YA DA KENDİNE PARTİ DİYENLERİN BİR TÜRLÜ PARTİ OLAMAYIŞI SORUNU

“Devrimci (bir) Komünist Partisi” sorunu bu topraklarda devrim yapma iddiasıyla kurulmuş en ileri programa sahip tek parti olma özelliğine sahip Mustafa SUPHİ ve yoldaşlarının Bakü’de kurduğu, 1920 TKP sinin ortaya çıkışından kısa bir süre sonra Mustafa Suphi ve yoldaşlarının Karadeniz’de burjuvazi tarafından katledilmesinden bugüne tartışılagelmiş ve hala çözülmeyi bekleyen, yakıcı ve yaratılamadığı ölçüde yıkıcı bir sorun olarak varlığını sürdürmektedir.

Bolşevik partisinin ve ekim devriminin dersleriyle ve Lenin’in katkılarıyla oluşturulmuş olan TKP’nin ilk programı, katledilen önderleriyle birlikte o gün Karadeniz’in derinliklerine gömülmüştür. O günden sonra da “devrim” iddiasındaki hiçbir örgüt ve bir türlü “parti olamayan partiler” tarafından gerçek anlamda sahiplenilmemiştir.

İşçi sınıfının ve tüm ezilenlerin devrimci öznesi olma iddiasındaki Komünist Partisi’nin mevcut dağınıklığa son vererek var edilmesi sorunu, kor bir ateş gibi bütün yakıcılığıyla o günden bu yana hala ortada durmaktadır.

Çoğu örgütün ve bu örgütlere dışarıdan akıl hocalığı yapan, sorumluluğu az, konfor düzeyi yüksek, sözde Marksist aydınların dokunmaya cesaret edemediği, etrafında dolaşıp bir türlü el atamadığı, atmayı deneyip biraz yananların geri çekildiği, bu süreç hala devam ediyor.

Sınıfı kucaklayan devrimci bir sınıf partisinin yaratılması “kor ateşi” işçi sınıfının bilinçli, samimi ve cesur örgütlü öncülerinin elleriyle yaratılarak, Kapitalist düzenin bütün kurumlarıyla ateşe verileceği, sınıfsız sömürüsüz bir düzenin kapılarının açılacağı, mülksüzlerin mülksüzleştireceği o büyük günü bekliyor.

Burjuva devletin tarihsel deneyimlerinden oluşan hafızasında yer eden en önemli şey kendi sınıf iktidarına son verme yeteneğine sahip devrimci bir işçi sınıfı partisine hiçbir koşulda tahammül göstermemesi ve göstermeyeceğidir.

Kapitalist cumhuriyetin kuruluşu öncesinde ittihat ve terakkiden bu güne cumhuriyetin kuruluş ilkelerine aykırı görülen bütün güçler (Rumlar, Ermeniler, Komünistler, Kürtler, Aleviler vd.) çeşitli yol ve yöntemlerle hedefte olmuştur.

Soykırımlar, katliamlar, askeri darbeler, sıkıyönetimler, baskı ve işkencenin sistematik olarak sürdürülmesinin, kapitalist (ulus) devletin ortaya çıkışından bu yana kendi meşruiyetini üzerine inşa ettiği bir zemin olduğu akıldan çıkarılmamalıdır.

 

Türk Irkçılığının, ulus devletin varlık koşulu olması, demokrasi  oyununda meşru sayılmayacak, görünen devletin bir uzantısı olan “derin devlet” diye sözü edilen, görünenin arkasındaki asıl devletin kendi tarihini inşa ederken Rumlara, Ermenilere, Kürtlere, Alevilere, Komünistlere, Devrimcilere yönelik katliam girişimlerinde bulunmasının kapitalist devletin sınıf tavrının gereği olarak kavranması gerekir. Ulus devlet bu katliamlar üzerine inşa edilmiştir.

Her demokrasi iktidardaki sınıfın karakterini taşır. Burjuva demokrasisiyle, proleter demokrasi farklı iki sınıfın yönetme biçimini ifade eder. Bu özelliği dikkate alınmazsa demokrasi kavram olarak işçi sınıfı ve ezilenler için devrimci sınıf tavrını zehirleyen, işçi sınıfını pasifize eden, düzene bağlayan bir içerik taşımaya başlar.

Bu konuda yazılmış çok ciddi bir Marksist Leninist külliyatın varlığının üzerinden atlanarak hiçbir şey yazılmamış, söylenmemiş gibi davranarak siyaset yapmaya çalışanlar devrimci iddialarda bulunamazlar.

Sözümüz, referanslarını (en azından söylem düzeyinde) işçi sınıfının iktidarını kurmak niyetini beyan edenleredir.

Tasfiyecilik rüzgarlarından kurtulamayan, kendine kör, tarihten öğrenmekte geciken, aynı yanlış tutumlarda ısrar eden, sınıflar mücadelesinin birikimini, devrimci parti ihtiyacına yanıt üretebilecek bir pratiğin oluşturulmasına dönüştüremeyen bütün çabalar, sorgulanmadığı ve öz eleştirel bir tutum geliştirilemediği için umutsuzluğu derinleştiriyor.

Eksik olan şey; konuşulamasa da, sıradan insanların günlük yaşamlarında ölümüne çalıştırılırken bile gösterdikleri cesaret ve sınıf savaşımları tarihinin süzülmüş hafızasına sahip olan komünist, devrimci kadroların iktidar hedefine yönelen bir komünist özneyi inşa temelinde birliğidir.

Bu mesele elbette tek bir örgütün kendi başına altından kalkabileceği basitlikte bir mesele değildir. Bugün “devrimci” hareketlerin, partilerin veya çeperinde bulunan az sayıda kadronun ve sempatizanın hiperaktif koşuşturmasıyla da mümkün görünmemektedir. Bu yorucu, yıpratıcı tutum uzun süredir denenmesine ve başarılı sonuçlar üretemediği açıkça görülmesine rağmen bir türlü aşılamamaktadır.

Bin bir zahmetle kazanılan kadro ve sempatizanlar, süreklileşen tasfiye dalgalarının basıncı altında savrulmakta, yorgun düşmekte, dinlenmeye çekilmekte, hareketlerinden uzaklaşmaktadırlar.

Yaşadığımız coğrafyada, örgütlerin ideolojik yetersizliğinden kaynaklanan sorunlar, amatörce tutumlar, popülist bir örgüt anlayışı, devletin baskıcı sert yaklaşımının etkisiyle yaşanan geri çekilmeler, devrimci niyet ve söylemin geri çekilmesi gibi birçok nedenle, hızla kazanılan taraftarlar aynı hızla kaybedilmekte bir türlü kadroya dönüştürülememekte, kadro birikimi oluşturulamamaktadır.

Geçmiş dönemlere oranla sürekli güç kaybeden yeni kadrolar kazanamayan, kendi iç sorunlarıyla boğuşurken bölünen ve sürekli güç kaybeden bütün yapılarda bu durumun geriye dönük bir muhasebesi de yapılmamakta aynı yanlış tutumlarla yol alma ısrarı sürmektedir.

Sovyetler birliğinde yaşanan yetmiş yıllık sosyalizm deneyinin çözülmesiyle başlayan, diğer sosyalist ülkelerinde çözülmesiyle devam eden son olarak Çin’in kapitalist pazara dahil olmasıyla doruğa çıkan gericilik döneminin etkileri, günümüzde derinleşerek sürüyor. Dünyada işçi sınıfı ve komünist hareketin gerilemesinin asıl nedeni bu tarihsel koşullarla direk ilgilidir.

İşçi sınıfı ve çıkarı işçi sınıfından yana olanlar bütün dünyada büyük bir kuşatma altındadır. Bu kuşatmayı kırmak için sağlam ideolojik temellere dayandırdığımız umuda ve morale ihtiyacımız var. Bu umudu ve morali üretecek olan yegâne güç, sınıfın güvenini kazanmış, emperyalist kapitalist sistemin ürettiği bütün sorunların çözümüne dair mücadele yürüten bütün güçleri kendi devrimci çizgisinde birleştirebilen bir komünist partisidir.

Emperyalist kapitalizm zincirlerinden boşanmışçasına işçi sınıfına, doğaya, paraya çevirebileceği bütün varlıklara saldırarak yok ediyor. İnsanlık büyük bir karanlığa doğru sürükleniyor. Ve bu karanlıktan kurtulmak için umuda ihtiyacı var.  Geleceği kurabilecek yegâne gücün harekete geçmesi için güven duyacağı bir örgütlülüğün olmaması umutsuzluğu, umutsuzluk suskunluğu besliyor, suskunlukda sömürüyü derinleştiriyor.

Orta çağ zihniyetine sahip dinci örgütlerle, yapay zekaya sahip robotlar aynı dünyanın içinde varlığını sürdürüyor. Silah sanayine milyarlar harcanırken dünyanın emperyalist talan sonucu yoksullaştırılmış bölgelerinde temiz içme suyu, karnını doyurabilecek gıda bulamayan, tuvalet ihtiyacını giderecek kapalı alan bulamayan milyarlarca insan yaşama tutunma savaşı veriyor. Ultra zenginler özel jetleriyle ülkeden ülkeye seyahat edip, sahip olduğu malikânelerde sonsuz bir lüks ve konfor içinde hayat sürerken, her gün binlerce insan açlıktan, hastalıklardan, savaşlardan ölüyor. Teknolojik gelişmelerin yol açtığı bilgisayar destekli robotik üretim sonucu işgücüne katılamayan işsizler, emekliler, yaşlılar, engeliler, üretim ve kar için gereksiz görülen milyonlarca insan Kapitalist sistem tarafından atık olarak tanımlanarak yaşamın dışına itiliyor.

Çelişkilerin bu kadar net ve keskin olduğu, yoksullaşmanın ve yoksunlaşmanın hızla arttığı koşullarda, sınıflar arası savaşın kızgınlaştığı bir dönemde iktidar mücadelesinin yerine, iktidar hedefine sahip olmayan toplumsal tepki hareketlerinin peşine takılmak, buradan gerçekçi olmayan bir umut devşirmek komünistlerin işi olamaz. Bu tür tutumlar nihai çözümün biricik aracı olan devrimci komünist bir parti ihtiyacının yakıcılığını görmezden gelerek gizleyemez. Bu iradenin açığa çıkması Komünistlerin tarihsel rolünü oynaması geciktikçe toplumsal çürüme hız kazanıyor, ezilenlerin, işçi sınıfının devrimci enerjisi düzen içinde eritiliyor.

Artık sadece işçi sınıfının değersizleştirilen emeği değil, tüm dünyada ekosistem ve canlı yaşamı tehdit altında. Yaşamı sona erdirebilecek akıldışı yağma ve talan düzeninin sonuçları başta en yoksullar olmak üzere bütün insanlığı tehdit ediyor.

Yangınlar, Seller, Hortumlar, Denizlerdeki aşırı kirlilik, Gıda krizi sonucu ortaya çıkan açlık, iklim değişikliği, aşırı kar hırsıyla dünyayı ateşe atan Emperyalist kapitalist tekellerin akıldışı, insan dışı düzenlerinin eseridir.

Bu düzen bir an önce canlı yaşamı sona ermeden, geriye dönülmez noktaya getirilmeden yıkılmalıdır. Bu çağrının muhatabı bu düzenden çıkarı olmayan akıl sağlığı yerinde, vicdanını yitirmemiş başta komünistler, devrimciler olmak üzere bütün insanlıktır.

Ancak bu genel çağrı, sınıfların keskinleşen mücadelesinden, iktidar perspektifinden bağımsız, yaşananların içerdiği sınıfsal dinamiği görmezden gelen, sınıfsal ayrımları net ve kesin çizgilerle ayırmada, genel tanımlarla yapıldığında bir burjuva hükümet koalisyonunu çağrıştırmaktadır.

Devrimci komünistlerin görevi, iş, aş, demokrasi çağrıları yaparak burjuva devlet aygıtının işlemeyen yanlarını onarmak değil, kapitalist sınıfın yönetme aracı olan devleti parçalamak ve yerine işçi sınıfının diktatörlüğünü kurmaktır.

 

Her devrimin temel sorunu iktidar sorunudur.

                                                                     V. İ. Lenin

 

Sınıf mücadelesini ve sınıf iktidarını temel almadan, halkçı, demokrat, toptancı yaklaşımlarla geçmişte olduğu gibi bugünde devrimci bir sınıf partisini inşa edilemez.

Bu tür popülist, reformist örgütlerin bütünsel ve sınıfsal bir kavrayıştan yoksun olmaları bütün samimi çabalarından ve iyi niyetlerinden bağımsız olarak bu düzeni beslemektedir. Türkiye işçi sınıfı ve devrimci hareketin tarihi, bu yanılsamalı bakışın ışığında şekillenen hareketlerin “demokratik muhalefet” tarihidir.

Sürekli Faşizm tahlili yapanların demokrasi mücadelesi vermek için devrim fikrinden vazgeçmeleri, sınıf gözlüklerini atarak yana yakıla her türden müttefik araması tutarlı bir çizgi olarak görünmektedir. Bu nedenle somut durumun somut tahlilinde köklü bir sorun olduğu tespit edilmeden yol alınması da mümkün görünmemektedir.

“Faşizm” varsa mücadele de demokrasi talebiyle bir araya gelmiş ve ezilen sınıfların dışında geniş halkçı bir cepheyi (antifaşist cephe) kapsayacaktır. (Türkiye solları 12 Eylül öncesinde de faşizm tespiti yaparak antifaşist mücadele yürütmüşlerdir. Askeri darbeden sonra yine çeşitli Faşizm tahlilleri yapılmış, ancak bu kez mücadele edecek pek bir örgüt kalmamıştır.)

Demokrasi mücadelesiyle devrim mücadelesinin konusu da araçları da farklıdır. Referansı Ekim devrimi ve Bolşevik partisi olmayan popülist devrimci demokrat “partiler” köklü bir kavrayış sorunu ve kafa karışıklığı yaşamaktadır.

Eğer mümkün olabilirse, bu hareketler tarihsel süreçleri ekim devriminin partisinin yolundan gidilerek kurulacak devrimci komünist inşayı gerçekleştirmek için suyun kaynağına dönmelidir.

Sınıftan ve devrim iddiasından vazgeçerek demokrasi mücadelesine yönelmenin revaçta olduğu günümüzde yükselen tasfiyeciliğin yeni biçimlerine karşı mücadele etmenin temel koşulu bu tarihin doğru zeminde kavranması ve savunulmasıdır.

Günümüzde devrimci komünist öznenin inşası iddiasında bulunanların, gericilik döneminin sağlıksız ikliminde ortaya çıkan, tüm muhalif hareketlerin yürüttükleri mücadeleyle (Kadın, Gençlik, Çevre, LGBTİ+ vb.) kendi başlarına sistemik sorunları çözemeyeceklerini bu nedenle iktidarı hedef alan, bütünsel merkezi bir mücadelenin öznesini yaratmadan ve bütün mücadeleleri devrimci komünist partiye bağlamanın, tarihsel bir zorunluluk olduğu bilinciyle davranması gerekir.

KADRO YİTİMİNİN YARATTIĞI BOŞLUK

12 Eylül’de kesintiye uğrayan örgütsel süreçler 90 lı yıllarda gelişmeye başlamış ve 96 yılına gelindiğinde doruk noktasına ulaşmıştı.

Aşırı hızlı gelişen devrimci yükselişinin örgütsel yapıların yetersizliği tarafından kucaklanamayışı sonucunda büyük bir çöküş yaşandı.

Bu tasfiye dalgasının ardından ölüm oruçları ve yapılan onlarca operasyonla sayısız devrimci kadronun fiziksel tasfiyeye uğratılmasıyla son buldu.

Sistematik saldırılarla devrimci olma iddiasındaki tüm örgütlerin kitle bağlarının kesilmesi ve örgütsel tasfiyeye uğratılması vb. nedenlerle mücadele daha genç ve tecrübesiz, birikimsiz devrimcilerin örgütsel görevleri üstlenmesini zorunlu kılmıştır.

Geçmiş dönemin en yığınsal hareketleri (TKP, DEV YOL, TDKP) çözülüp tasfiye olurken, geçmişin sınıfa dayalı devrimci kültürel formlarından çok uzak devrimci demokrat diye tanımlayabileceğimiz daha popülist, kahramanlık üzerine kurulu, bireyi öne çıkaran militan, küçük burjuva devrimciliği öne çıktı ve etkinlik kazandı. 90 lı yıllarda yaşanan bu hızlı gelişme ve çöküş sürecinin o günden bu yana bıraktığı tortular sonrasındaki sürecin devrimci kimlik inşa süreçlerini etkilemeyi sürdürdü. Halkçılık ve sınıf mücadelesi harmanlanmaya daha kapsayıcı bir tutum alınmaya çalışıldı. Bu eklektik ve bütünsellikten ve tarihsellikten yoksun örgütsel bilinç üretimi sayesinde sağlıklı bir kopuş bir türlü gerçekleştirilemedi.

Bu tutum sınıfsal, kitlesel eylemler yerine dar kadro veya bireysel eylemlerin öne çıkarıldığı, ölümün kutsandığı ve özendirildiği, devrimcilerle sınıf bağlarının zayıfladığı mücadelenin öznesinin daha belirsiz halk kitleleri gibi net bir sınıfsallıktan uzak tanımla sağlıksız bir zeminin gelişmesine yol açtı.

Uzun yıllar sınıf mücadelesini temel alan, sınıfın içinde güç biriktiren, sınıfa vurgu yapan örgütlülükler güç kaybederken halkçı demokratik söylem güç kazandı. Sınıfı halkın bir parçası olarak tanımlayan bu anlayış Kürt ulusal sorunu, Kadın, Gençlik, Çevre, vb. mücadelelerini İşçi sınıfı mücadelesiyle kategorik olarak eşitleyen bir bakış açısıyla kurgulandı.

SINIF MÜCADELESİ SENDİKALARA RAĞMEN SÜRÜYOR

Sermayenin sistemli olarak sendikalara yönelik “sınıfsız bürokratik sendika” yaratma operasyonları sonucu, sınıf bağı kopmuş çürümüş, sınıfı teslim alan, sınıfın üstünde onu çürüten yozlaştıran ekonomi temelli yeni bir mafyatik sendikal anlayış hayata geçirildi.

Bu çürüyen sendikal anlayış teşhir edilerek ve bu zemininden kopularak sınıfa yönelen çok yönlü saldırıyı göğüsleyebilecek etkin bir anlayış ve örgütlülük yaratılamadı. Bunu yaratacak fiili bir güçte mevcut değildi. Sınıfın kendiliğinden eylemleri ne kadar güçlü olsa bile önderlik boşluğu nedeniyle her seferinde yenilgiye uğradı.

Devrim’in gündelik mücadelelerin kendiliğindenliğiyle ortaya çıkmayacağını yaşanan tecrübelerden en iyi bu topraklardaki devrimcilerin bilmesi gerekir. (16 Haziran ve Gezi Ayaklanması)

O günden bu yana parti olma iddiasında bulunan birçok grup ve hareket ortaya çıkmakla beraber ne programatik olarak ne de örgütsel olarak öncülük iddiasına uygun bir tutum ortaya konabilmiş değildir.

Belli tarihsel dönemlerde Parti olma iddiasıyla ortaya çıkan örgütler bugünde olmaktadır. Bu topraklar belli bir zaman diliminde çeşitli aktivasyonlar gerçekleştirdiği halde bu iddianın gereklerini yerine getirmekten uzak bir noktaya savrulan, parti olma nosyonunun içini boşaltan, devrimin öznesi olma iddiasındaki bir partinin devrimci, bütünsel, tutarlı tarihsel referanslarına sahip olmayan, bu durumu önemsizleştiren, kendilerini aşamayan, sadece isim değiştirmekle kalan parti olamayan, varlığını kültürel faaliyet olarak sürdüren, partiler çöplüğüne dönüşmüştür.

Bugün sayısız parti kendisini kavramsal çorba diyebileceğimiz “halkçı demokratizm” köklerinden beslenen kafa karışıklığının eseri olan Marksizm dışı, kendi içinde uyumsuz, tutarsız, bütünlüğü olmayan, eklektik, düzen içi yazınsal metinlerle ortaya çıkabilme cüretini gösterebilmektedir. Sonu şimdiden belli olan ve tarihte çok daha gelişkin birçok örneği bulunan bu yeni tasfiyeci dalgaya kapılanların, referans kaynakları Marksist birtakım söylemleri içerse de Marksizm ve Leninizm’in tarihsel referanslarından ve Parti anlayışından oldukça uzak kendince bir başka parti tarifi yapmaktadırlar.

Mevcut yapıların kendi savruldukları noktanın teorileştirilmesi ayrı bir durum olarak da varlık bulmaya devam ediyor. İdeolojik birlik temelinde, merkezi ilkesel bir örgüt çatısı altında bir araya gelmiş komünistlerin değil de, daha esnek ve liberal zeminde bir araya gelmiş ideolojik birliği olmayan bireylerin faaliyetleri olarak varlığını sürdüren yapılar, içinde bulunduğumuz durumun tasfiyeci karakterini yanıstmaktadır.

Ortaya çıkışlarındaki kendi iddialarının gerisine düşen tasfiyeci rüzgârlara kapılan birçok hareket sağlam tutarlı ideolojik temellere sahip olmadıklarından devrimci bir çizgiden, savunmacı bir çizgiye gerilemiş bu durumlarını burjuva düzenin kavramlarıyla tanımlamaya ve harmanlamaya girişmiştir.

Parlamentarizmin ürettiği düzen içi hayaller ve demokrasicilik zemini birçok hareketi çürütmektedir. Tasfiyeci kitlesel hareketlerin peşinde devrimciliklerini yitiren, iddialarından vazgeçen bu örgütler ideolojik ve örgütsel tasfiyeyi aşacak bir kopuşu gerçekleştiremediklerinden demokrasi ve barış söyleminin peşinde savrulmaktadır.

Bu günkü anlayış farklılıkları ve örgütsel dağınıklık devrimci bir kabarış dönemine kadar süreceğe benziyor.

Devrimci bir eleştirinin zemin bulamadığı koşullarda bu tasfiyeci tutumların sürmesi kaçınılmazdır.

Amaç; faşizmi yıkıp demokratik bir ülke inşa etmek diyenlerin birlikte yürüyecekleri güçlerde gidecekleri yerde devrimci komünistlerden ayrıdır.

İddia; demokrasi mücadelesi için ezilen sömürülen halkın bütün kesimlerinin birliğini sağlamak diyenlerin sınırları belirsiz esnek ve ilkesiz birlikleri, komünist devrimcileri içine alamayacak kadar düzen sınırlarına hapsolmuştur.

Çağrı; İşçilere, Lise, Üniversite gençliğine, barış isteyen Kürtlere, İşten atılanlara, Emeklilere, Sosyalistlere, Komünistlere, Demokratlara, çevrecilere, kadınlara, LGBTİ+ lara diyenler devrimci bir çağrı yapamazlar.

Araç, TÖP diyerek legal demokrat bir parti çatısı altında faaliyet gösterirken devrimci komünist özneyi inşa çağrısı yapmak içine düşülen kafa karışıklığını yeterince açığa vurmaya yetiyor.

Söylem; bütün sorun alanlarına dönük düzen içi ve düzen dışıymış gibi görünen farklı sloganlarla bütün alanları kapsadığı düşünülüyor.

Katılım; Bütün halkımıza çağrı yapılan “Parti Konferansı’na birçoğu misafir yaklaşık 70-80 kişi, katıldı. Salon coşkusuzdu. Az sayıda taraftarın attığı cılız sloganlar salonu harekete geçirmeye yetmedi. Amatör, deneyimi olmayan genç devrimci insanların heyecan temelli, ellerindeki uzun ve tekrar eden metinleri okudukları sıkıcı sıradan bir etkinlik olmanın ötesine geçemeyen, çağrıdaki iddianın çok hafife alındığı, ya da başlıkta vurgulanan içeriğe ve gereklerine dair yeterli bilgi ve birikimden yoksun olduklarını düşündüren ve durumun ciddiyetine uymayan bir basitlikte gerçekleşti.

Konuşmacılar; TÖP adına parti sözcüsü, İzmir il başkanı, Ses üyesi, Üniversite öğrencisi, Emekli-sen, sağlıkçı bir kişi, Ses şube Başkanı, kendi geleneklerinden HDP adına konuşan bir temsilci, Kadınlar birlikte güçlü platformu adına bir temsilci çok özel olmayan ajtatif konuşmalar yaptılar. Salondaki herkese konuşma çağrısı yapılması ise çok şaşırtıcıydı. Haklı olarak kimse konuşmadı.

Konferans dendiğinde anlaşılması gerekenle pek ilgisi olmayan( geçmiş deneyler ışığında) deneyim sahibi herkesi şaşırtan bir toplantı oldu.

Konuşmalar sonrasında Praksis konseri içeriğe uygun müziklerle katılan gençlerin bir kısmını eğlendirdi ve gelen konuklar dağıldı.

İyi niyet temelli, demokratik zeminde inşa edilmiş, apolitik bir etkinlik, diyebileceğimiz bu toplantı yeni bir liberal tasfiyeciliğin büründüğü biçimi anlamamız açısından ipuçları sunuyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder