24 Nisan 2013 Çarşamba

1 MAYIS'A GİDERKEN




MAYIS'A GİDERKEN                      2014 Nisan

Elimizdeki tüm değerler saldırı altında, İktidar her şeyin içini boşaltıyor, düzene karşı olduğunuzu düşündüğünüz her alanda sizi sıradanlaştırıyor ve içine alıyor, Devrimcilik hayatın köklü olarak dönüşüme uğratılmasının yolunu açmaktır. Oysa bugün kendini "devrimci" olarak tanımlayan her varoluşsal yapılanma düzeniçileşme tehdidi altındadır. Hayatı dönüşüme uğratmayan bütün örgütlenmeler popüler kültürün bir uzantısı olarak varlığını sürdürüyor. Sloganlar, aynı biçimde tekrarlanan törenler(8 Mart, 1 Mayıs vd. günlerin içi boşaltılarak anılması),Niyetlerimizi ve iddiamızı tahrip eden bir durumu ortaya çıkarıyor. Kapitalizmi ideolojik ve toplumsal bir örgütlenme olarak anlayamayan her düşünce ya da toplaşma ne kadar büyük kalabalıkları çevresine topluyor olsa da, bunun toplumsal bir dönüşüme yol açması mümkün değildir. Sağlam bir ideolojik algı ve temel yoksa bütün çabalar düzen içinde eritilme potansiyeli taşıyor demektir. Bu gün yaşanan sıkıntıda tam buradadır.95-96 yıllarında gerçekleşen kitlesel militan 1Mayıslardan sonra devrimci yükseliş geri çekilmiş ve büyüyen gövdeyi beynin taşıyamaması sonucu tasfiye dalgası giderek derinleşmiş günümüze kadar süreklilik kazanarak devam etmiştir.
1 Mayısın Taksimde kutlanması mücadeleyle kazanılmış ancak bu kazanım kısa sürede devletin her türden müdahalesiyle beraber, başta Sendikalar, CHP, sivil toplum örgütleri aracılığıyla denetim altına alınmıştır. Her yıl artarak kitleselleşen 1 Mayısların içi boşalmış   her yıl sınıfsal özünden daha da uzaklaşmış ve karnaval havasına dönüştürülmüştür.
Sosyal şoven ulusalcı sözde sol gruplar, işçi sınıfı ve sosyalizm kavgasının dışında her türden örgüt alanı işgal etmiştir,1 Mayısa katılan sosyalist devrimci gruplar bu basıncın altında n kalkamamış mücadele günü olan1 Mayıs, bir şenlik eğlence, biriken enerjiyi kontrollü dışarı atma günü olarak kutlanmaya başlanmıştır. Sınıf güçleri bu tahribatın egemen olduğu alanda sınıfsal taleplerini duyuramaz hale gelmiştir.1 Mayıs işçi sınıfının sermayeye karşı gücünü ve örgütlülüğünü gösterdiği kapitalizmden kurtuluş isteminin yoğunlaştığı merkezileştiği bir gün olması gerekirken sıradan, parçalanmış, dağınık, güncel yerel taleplerin hep bir ağızdan haykırıldığı dağıtıcı bir kargaşaya dönüşmüştür. Kürt özgürlük hareketinden, ulusalcı şoven grupların, gerici faşist sendikalardan, Antikapitalist İslamcısına, LGBTİ lerden, kadın hareketinden, çevrecisine, bisikletçisinden, kapitalizmin borsa bağlantılı spor kulüplerinin taraftar gruplarına  kadar kim varsa
 "sınıf savaşının en berrak iktidar talebinin ortaya çıkacağı işçi sınıfının mücadelesinin doruk noktası  “olması gereken bu günü boğan bir işlev görmeye başlamıştır. "Devrimcilik” iddiasında olduğunu sananlardan ve her türden grubun kültürel faaliyetine dönüşmüştür. Bu gün geleceği kuracak bilincin ve örgütlenmenin şekillenmesi için, mevcut algının ve tasfiyeci anlayışlardan kopulması suyun kaynağına dönülmesi gereklidir.

1
 Mayıs’ta işçi sınıfının nihai kurtuluşunu bayraklaştırmayan, dağınık, enerjisi boşa akan, örgütsüz, ama kalabalık bir kitlenin 1Mayısı karnavala dönüştürmesi tam bir çürümenin işaretidir.

İşçi sınıfının iktidar perspektifiyle bir mücadele kurma derdi taşıyan, sınıf örgütlenmesini esas alan tüm güçlerin köklü bir kopuşa gereksinimi vardır. İşçi sınıfı ve sınıf devrimcileri ciddi bir kuşatma altındadır sıkıştırıldığı hapsolduğu bu alandan köklü bir kopuş gerçekleştirilemediği sürece çürüme ve tasfiye devam edecektir.
Uzun yıllardır Avrupa burjuvazisinin yaydığı demokrasi söylemi "devrimci" algıyı kuşatmış teslim almıştır.  Bu günkü süreçte ABD, AKP, Cemaat, Kürt burjuvazisinin de rol kapmak istediği ve diğer egemenlerin de elbirliğiyle giriştikleri "barış " sürecinin basıncı altında girdiğimiz, şovenizmin, dinsel gericiliğin devlet eliyle beslendiği bir dönemde  1 Mayıs çok farklı geçeceğe benzemiyor. İşçilerin birçok yerde işten atıldığı direnişlerin umutsuzca sürdüğü sendikaların giderek güç kaybettiği, sınıfın siyasetten uzak durduğu ve egemen ideolojinin etki alanında kaldığı, sınıf mücadelesinin yükselme dinamiğinin örgütlenemediği dağınıklık koşullarında gerçekleşecektir.1 Mayıs afişlerinden, sendikaların yaptığı açıklamalardan, anlaşıldığı kadarıyla işçi sınıfı açısından pek parlak bir dönemi yaşamıyoruz.
Söylem olarak düzene karşı çıktığını düşünen birçok yapı eylemi ve söylemiyle burjuva ideolojisinin etkisi altında, mevcut düzeni besleyen bir durumdadır. Doğruyu yakalayanlar ise güçsüzdür etki alanı dardır.

"Tasfiyecilik, burjuva düşüncenin devrimci saflara sızmasıdır."

Bu yapışkan ve düzenle iç içe geçmiş biçim ve algının yıkılması, işçi sınıfının hem ideolojik hem de örgütsel olarak toplumsal pratiğe dönmesiyle mümkün olacaktır. Bu yeniden var oluşun hareket noktası Marksizm’in ideolojik referansları, İşçi sınıfının dünya çapında yarattığı toplumsal pratiklerde saklıdır, Paris Komünü ve Ekim devrimi tarihsel olarak aşılamamıştır.1 Mayıslar hedefin ortaklaştığı, örgütlü güçlerin talepleriyle alana taşındığı, sermaye düzenini hedef alan bir karaktere sahip olmalıdır.
Mızmızlanan, sermayeyi değil onun hükumetinin geçici memurlarını, uygulamalarının bütününü değil, tek tek parçalarını  hedef alan düzen içi yaklaşımlar devrimcilik değildir. Sınıf mücadelesini zayıflatan sulandıran Marksizm dışı tutumlardır ve bu gün bu anlayış egemendir. Bu yanıltıcı kalabalıklara aldanmadan sınıf devrimcileri kendi doğrularını haykırmalı ve küçük burjuva devrimciliğinden kopmalıdır. Sınıfın yolu ancak böyle açılacaktır. İşçi sınıfının iktidarını, sınıfsız bir toplumu kurtuluş olarak gören sınıf devrimciliğinin referansı Marksizm Leninizm’dir. Düzen içinde oyalanmak isteyenler açısından tarihsel olanın ideolojik ve pratik bilgisi asla ulaşılamayacak derinlikte, bu yolda yürümek isteyenler için  herkesin ulaşacağı kadar yakındadır.

GELECEĞİN BİLGİSİ ve EYLEMİNİN KILAVUZU BURADA SAKLIDIR.

İbrahim YURTSEVER