21 Temmuz 2017 Cuma

KHK İLE İŞTEN ATILAN KAMU EMEKÇİLERİ... KORKMUYORUZ!

“Gölgesi tarafından ele geçirilen bir insan,
daima kendi ışığını keser ve kendi tuzağına düşer.
Carl Gustave Jung’

“KHK” LARLA İHRAÇ EDİLEN KAMU EMEKÇİLERİ

"Arkadaşlarımız su gibi berrak. Korkmuyoruz, susmuyoruz, teslim olmuyoruz" başlığı ile yayınlanan açıklamada, "Siyasi iktidar 15 Temmuz'un birinci yıldönümüne saatler kala yeni bir KHK ile yine binlerce kamu emekçisini işsiz bıraktı. Açlıkla terbiye etmeye çalışsalar da emekçiler biat etmeyecek. Bugün ihraç edilen üyelerimiz arasında bulunan, iktidara karşı koyma cüreti göstermiş olmanın diyetini ödeyen Tüm Bel Sen İzmir 1 No’lu Şube Başkanımız Çağdaş Yazıcı, işyeri temsilcilerimiz Erol Hanbayat, Uğur Tepe yalnız değiller! Bu hukuksuzluğu yapanlar, haksız ihraçlarla her geçen gün daha da zayıflayan ve saldırganlaşan iktidarlarını koruyabileceklerini sanıyorlar ama yanılıyorlar. Biz buradayız ve burada olmaya devam edeceğiz." ifadelerine yer verildi. "Arkadaşlarımızla birlikte bugün yurt genelinde ihraç saldırısına maruz kalan diğer KESK üyesi kamu emekçilerini selamlıyoruz. Herkes bilmelidir ki arkadaşlarımızı sessiz sedasız uğurlamayacağız. Onları geri getirinceye kadar mücadelemize devam edeceğiz. Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ye hiç birimiz!" denilen açıklamada ayrıca bütün emek güçlerine de 18 Temmuz Salı günü saat 12.15'te İzmir Büyükşehir Belediyesi önünde yapılacak eyleme güçlü katılma çağrısı yapıldı. İz Gazete


HAYSİYETİ KORUMANIN ZORLUĞU VE TESLİMİYETİN RUHSAL TAHRİBATI !

KHK ile işlerine son verilen daha doğrusu atılan KESK yöneticisi, işyeri temsilcisi ve çalışanı belediye işçilerinin bu kararla dayatılan örgütsüzlük dayatmasına, itaatkâr köleler yaratma projesine dönük bir tepki eylemi. Oldukça büyük iki pankart asılmış belediye binasının yan girişine büyükçe iki pankart asmışlardı. 
KORKMUYORUZ-SUSMUYORUZ-TESLİM OLMUYORUZ!
HAYIR GİTMİYORUZ! ADALET İSTİYORUZ!

Saat 12.00 tanıdık simalar Konaktaki Büyükşehir Belediyesinin karşısındaki İZSU’nun önünde beliriyor. Çok kalabalık değil. Geçen günlerde çıkan KHK ile işlerinden atılan Akademisyenler, az sayıda Sendika yöneticileri, siyasi partilerden temsil düzeyinde birkaç kişi, destek için gelen az sayıda deri işçisi. Sayı zamanla biraz daha çoğalıyor. Belki bin kişi kadarız. Belediye çalışanı emekçilerin öğle yemeği arasına denk geliyor açıklama. 1 Nolu şube yöneticisi Çağdaş YAZICI konuşuyor. Gerçekçi, yol gösterici, uyaran, harekete geçmeye çağıran cümleler dökülüyor ağzından. Duygusal, politik, insani siyasal saptamalar ard arda sıralanıyor. Diğer konuşmacılarda çok sakin ama etkili konuşuyorlar, gerçeğin kendisi bütün çıplaklığıyla ortada duruyor.
Saatler 12.30 u gösterdiğinde binadan üçer beşer çalışanlar dışarıya çıkmaya başlıyor.  Aynı işyerinde çalışan arkadaşları konuşmalar yapıyor. Kalabalığın arasından adeta hastalık bulaşacakmış gibi hızla, kafalarını kaldırmadan geçerek uzaklaşıyorlar. Bir kaçı eylem yapan kalabalığa katılıyor. Belki yüzlercesi kalabalığı kıyısından yararak çıkıp gidiyor. Oysa bu kalabalık onların da hakları için eylem yapıyor.
Örgütlerine yönelik saldırıyı protesto ediyor.
Bütün çalışanların haklarını aradığı için işten atılmış arkadaşlarını yok sayarak kaçıp gidiyorlar. Onların utancı sarıyor bütün ruhumu, bedenimi.
Korkuları, telaşları, düşüncelerinin önüne geçmiş belli ki.
İşsiz bırakılma korkusuyla tehdit edilen milyonlarca insan.
Hiçbir şeye karışmazsam bana dokunmazlar diye düşünüyor.
Elbette hakkını yüksek sesle arayanlar, boyun eğmek istemeyenler her zaman ilk sıradadır. Ancak bu saldırılar en öndekilerle sınırlı kalır mı?
FETÖ cü diye başlayanların bu gün geldiği nokta düşünülecek olursa.
Kimsenin ayrıcalıklı bir yere sahip olmadığını, sıranın er ya da geç bu gün ses çıkarmayanlara da geleceğini bilmek için çok fazla yaşanmışlık gözümüzün önünde cereyan etti, ediyor.
Diyelim ki sıra size gelmedi.
Yanınızda çalışan arkadaşınız işten atıldığında ses çıkarmamanın kişiliğinizde yarattığı tahribatı, yaşadığınız, yaşamanız gereken utancı ne yapacaksınız?
Sahip olduğunuz hakları korumak, geliştirmek için mücadele eden iş arkadaşlarınızı bu gün yalnız bırakmak, kendi geleceğinizi, çocuklarınızın geleceğini egemenlerin iki dudağı arasından çıkacak yeni saldırı kararlarına teslim etmektir. Korkuyla telaşla değil bilinçle kavramak soğukkanlı olmak zorundayız. Birlikte davranmak ve mücadeleyi, dayanışmayı büyütmek dışında seçenek yok. Bu zorlu süreci ancak birbirimize daha sıkı sarılarak, yan yana durarak en az hasarla atlatabiliriz.
Egemenler her zaman olduğu gibi en önde olanlardan en cesur ve örgütlü olanlardan başlıyor. Ama saldırılar hiçbir zaman onlarla sınırlı kalmıyor.
Yapılmak istenen kişileri değil kazanılmış hakları budamak. Sömürüyü çoğaltarak hakları azaltmak.  İşçi sınıfını örgütsüz bırakarak Sermaye için dikensiz gül bahçesi yaratmak. Burada hedef kişiler değil kazanılmış haklarındır!
Saldırı dün Paşabahçe işçilerini, bu gün Petkim işçilerini, Metal işçilerini hedef aldıysa sıranın diğer çalışanlara geleceği gün gibi açıktı.
Saldırı tüm sınıfa yöneliktir, hiçbir kesim hiç bir kimse ayrıcalık sahibi değildir.
Boyun eğerek, susarak, geri çekilerek, haysiyeti zedelenmiş insanlar olarak utanç içinde yaşamaktansa, dayanışmayı büyütmek sıranın bize gelmesini beklemeden harekete geçmek zorundayız.
Önce kendimiz ve çocuklarımız için!
İnsanca çalışma koşulları için, insanca yaşamak için

BİRLİK, DAYANIŞMA, MÜCADELE!