“Gölgesi tarafından ele geçirilen bir
insan,
daima kendi ışığını keser ve kendi
tuzağına düşer.
Carl Gustave Jung’
“KHK” LARLA İHRAÇ EDİLEN KAMU EMEKÇİLERİ
Carl Gustave Jung’
“KHK” LARLA İHRAÇ EDİLEN KAMU EMEKÇİLERİ
"Arkadaşlarımız
su gibi berrak. Korkmuyoruz, susmuyoruz, teslim olmuyoruz" başlığı ile
yayınlanan açıklamada, "Siyasi iktidar 15 Temmuz'un birinci yıldönümüne
saatler kala yeni bir KHK ile yine binlerce kamu emekçisini işsiz bıraktı.
Açlıkla terbiye etmeye çalışsalar da emekçiler biat etmeyecek. Bugün ihraç
edilen üyelerimiz arasında bulunan, iktidara karşı koyma cüreti göstermiş
olmanın diyetini ödeyen Tüm Bel Sen İzmir 1 No’lu Şube Başkanımız Çağdaş
Yazıcı, işyeri temsilcilerimiz Erol Hanbayat, Uğur Tepe yalnız değiller! Bu
hukuksuzluğu yapanlar, haksız ihraçlarla her geçen gün daha da zayıflayan ve
saldırganlaşan iktidarlarını koruyabileceklerini sanıyorlar ama yanılıyorlar.
Biz buradayız ve burada olmaya devam edeceğiz." ifadelerine yer verildi. "Arkadaşlarımızla
birlikte bugün yurt genelinde ihraç saldırısına maruz kalan diğer KESK üyesi
kamu emekçilerini selamlıyoruz. Herkes bilmelidir ki arkadaşlarımızı sessiz
sedasız uğurlamayacağız. Onları geri getirinceye kadar mücadelemize devam
edeceğiz. Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ye hiç birimiz!" denilen
açıklamada ayrıca bütün emek güçlerine de 18 Temmuz Salı günü saat 12.15'te
İzmir Büyükşehir Belediyesi önünde yapılacak eyleme güçlü katılma çağrısı
yapıldı. İz Gazete
HAYSİYETİ
KORUMANIN ZORLUĞU VE TESLİMİYETİN RUHSAL TAHRİBATI !
KHK ile
işlerine son verilen daha doğrusu atılan KESK yöneticisi, işyeri temsilcisi ve
çalışanı belediye işçilerinin bu kararla dayatılan örgütsüzlük dayatmasına,
itaatkâr köleler yaratma projesine dönük bir tepki eylemi. Oldukça büyük iki
pankart asılmış belediye binasının yan girişine büyükçe iki pankart asmışlardı.
KORKMUYORUZ-SUSMUYORUZ-TESLİM OLMUYORUZ!
KORKMUYORUZ-SUSMUYORUZ-TESLİM OLMUYORUZ!
HAYIR
GİTMİYORUZ! ADALET İSTİYORUZ!
Saat 12.00 tanıdık simalar Konaktaki Büyükşehir Belediyesinin karşısındaki İZSU’nun önünde beliriyor. Çok kalabalık değil. Geçen günlerde çıkan KHK ile işlerinden atılan Akademisyenler, az sayıda Sendika yöneticileri, siyasi partilerden temsil düzeyinde birkaç kişi, destek için gelen az sayıda deri işçisi. Sayı zamanla biraz daha çoğalıyor. Belki bin kişi kadarız. Belediye çalışanı emekçilerin öğle yemeği arasına denk geliyor açıklama. 1 Nolu şube yöneticisi Çağdaş YAZICI konuşuyor. Gerçekçi, yol gösterici, uyaran, harekete geçmeye çağıran cümleler dökülüyor ağzından. Duygusal, politik, insani siyasal saptamalar ard arda sıralanıyor. Diğer konuşmacılarda çok sakin ama etkili konuşuyorlar, gerçeğin kendisi bütün çıplaklığıyla ortada duruyor.
Saatler
12.30 u gösterdiğinde binadan üçer beşer çalışanlar dışarıya çıkmaya
başlıyor. Aynı işyerinde çalışan
arkadaşları konuşmalar yapıyor. Kalabalığın arasından adeta hastalık
bulaşacakmış gibi hızla, kafalarını kaldırmadan geçerek uzaklaşıyorlar. Bir
kaçı eylem yapan kalabalığa katılıyor. Belki yüzlercesi kalabalığı kıyısından
yararak çıkıp gidiyor. Oysa bu kalabalık onların da hakları için eylem yapıyor.
Örgütlerine
yönelik saldırıyı protesto ediyor.
Bütün
çalışanların haklarını aradığı için işten atılmış arkadaşlarını yok sayarak
kaçıp gidiyorlar. Onların utancı sarıyor bütün ruhumu, bedenimi.
Korkuları,
telaşları, düşüncelerinin önüne geçmiş belli ki.
İşsiz
bırakılma korkusuyla tehdit edilen milyonlarca insan.
Hiçbir şeye
karışmazsam bana dokunmazlar diye düşünüyor.
Elbette
hakkını yüksek sesle arayanlar, boyun eğmek istemeyenler her zaman ilk
sıradadır. Ancak bu saldırılar en öndekilerle sınırlı kalır mı?
FETÖ cü diye başlayanların bu gün geldiği
nokta düşünülecek olursa.
Kimsenin
ayrıcalıklı bir yere sahip olmadığını, sıranın er ya da geç bu gün ses
çıkarmayanlara da geleceğini bilmek için çok fazla yaşanmışlık gözümüzün önünde
cereyan etti, ediyor.
Diyelim ki
sıra size gelmedi.
Yanınızda
çalışan arkadaşınız işten atıldığında ses çıkarmamanın kişiliğinizde yarattığı
tahribatı, yaşadığınız, yaşamanız gereken utancı ne yapacaksınız?
Sahip
olduğunuz hakları korumak, geliştirmek için mücadele eden iş arkadaşlarınızı bu
gün yalnız bırakmak, kendi geleceğinizi, çocuklarınızın geleceğini egemenlerin
iki dudağı arasından çıkacak yeni saldırı kararlarına teslim etmektir. Korkuyla
telaşla değil bilinçle kavramak soğukkanlı olmak zorundayız. Birlikte davranmak
ve mücadeleyi, dayanışmayı büyütmek dışında seçenek yok. Bu zorlu süreci ancak
birbirimize daha sıkı sarılarak, yan yana durarak en az hasarla atlatabiliriz.
Egemenler
her zaman olduğu gibi en önde olanlardan en cesur ve örgütlü olanlardan
başlıyor. Ama saldırılar hiçbir zaman onlarla sınırlı kalmıyor.
Yapılmak
istenen kişileri değil kazanılmış hakları budamak. Sömürüyü çoğaltarak hakları
azaltmak. İşçi sınıfını örgütsüz
bırakarak Sermaye için dikensiz gül bahçesi yaratmak. Burada hedef kişiler
değil kazanılmış haklarındır!
Saldırı dün
Paşabahçe işçilerini, bu gün Petkim işçilerini, Metal işçilerini hedef aldıysa
sıranın diğer çalışanlara geleceği gün gibi açıktı.
Saldırı tüm
sınıfa yöneliktir, hiçbir kesim hiç bir kimse ayrıcalık sahibi değildir.
Boyun
eğerek, susarak, geri çekilerek, haysiyeti zedelenmiş insanlar olarak utanç
içinde yaşamaktansa, dayanışmayı büyütmek sıranın bize gelmesini beklemeden
harekete geçmek zorundayız.
Önce
kendimiz ve çocuklarımız için!
İnsanca
çalışma koşulları için, insanca yaşamak için
BİRLİK,
DAYANIŞMA, MÜCADELE!