29 Mayıs 2017 Pazartesi

TUTSAK 1 MAYIS /2017

TUTSAK 1 MAYIS /2017

2017 1 Mayısı üzerine bazı saptamalar.

  • Devrimci Sosyalist Grup ve “Partilerin” durumu.
  • İşçi sınıfının ve sendikaların durumu.
  • Ülkenin ve siyasi iktidarın içinde bulunduğu durum.
  • Bütün toplumsal kesimlerin genel durumu.

Bu başlıkları kısaca değerlendirerek genel bir durum tespiti yapmaya, içinde bulunduğumuz tarihsel koşulları anlamaya ve anlamlandırmaya çalışalım.

Üç günlük tatilin son gününe denk gelen 1 Mayıs 2017 birçok nedenle katılımın düşük olduğu ve gündemini daha çok referandumun hayır‘ının etkisi altında şekillendiği bir gün oldu.
Olağanüstü hal gerekçe gösterilerek Siyasi iktidarın Taksim’de kutlamaya izin vermemesi ve bu tutuma DİSK’in fazla tepki göstermeden, Bakırköy’ü güvenlik gerekçesiyle kabul ettiğini açıklaması iktidarın bu güne kadar artarak süren baskıcı tutumunun 1 Mayıs üzerinde etkili olacağını gösteren önemli bir işaret oldu.

Kürt illerinde yıllardır uygulanan OHAL’in 15 Temmuzdan sonra büyük metropollerde ezilen sınıfları ve hoşnutsuz kitleleri de içine alarak kalıcı ve sistemli şiddet uygulamalarıyla yaygınlık kazandığını saptamak gerekiyor.
İktidarın OHAL dönemiyle başlayan baskı ve yasakların, kitlesel tutuklamaların, açığa almaların tehditlerin, derinleşen ekonomik ve siyasi krizin kitleler üzerinde yarattığı öfke birikiminin patlamaya dönüşme ihtimaline karşı güvenlikçi politikalar ağırlık kazanıyor. Gezi’ ve 15 Temmuzdan sonra kendini güvende hissetmeyen iktidar sahiplerinin her türden kitlesel eylemleri yasaklaması, baskı ve şiddetle kitlelerin sindirilmesi, yeni bir kalkışma zemini oluşturabilme potansiyeli taşıyan hiçbir duruma müsamaha gösterilmemesi anlaşılır bir durumdur.

—Yıllardır ideolojik ve örgütsel tasfiye dalgalarının basıncı altında eriyen, etkin bir çalışma yürütemeyen, son bir haftaya sıkıştırılan, güncel politikaların belirleniminde içeriği belirlenen, tarihsel ve sınıfsal anlamından koparılarak adeta bir şenliğe dönüştürülen, siyasi sınıfsal taleplerin gürültü içinde boğulduğu diğer 1 Mayıslardan farklı olmadı.
Devrimci sosyalist grupların geçen yıla oranla ciddi bir güç kaybının görünür olduğu, pankart ve sloganlarda cılız, doğru ideolojik bir zeminden yoksun vurguların egemen olduğu bir hava hâkimdi.
—Sendikalar için bir görev savma günü olarak görülen ve koltukların korunması temelli bir çalışmadan öteye gitmeyen 1 Mayıs, apolitik zeminde, ekonomist bilincin egemen kılındığı işçilerle sorunsuz atlatılmış oldu. Sayısal olarak en kalabalık olan belediyelerde örgütlü sendikaların başkanları mikrofondan sık sık uzun zamandan beri her yıl olduğu gibi patronları olan belediye başkanlarına çeşitli nedenlerle teşekkürlerini dile getiriyordu.

—Birkaç yıldır müdahale edilen toplanma yerleri ve yürüyüş güzergâhları bu yıl tamamen zaptu rapt altına alınmıştı. Her yıldan farklı olarak bu yıl Basmane’de sendikalarının önünde toplanarak kortej oluşturup oradan farklı bir güzergâhtan alana yürüyen gruplar Konak’ta bariyerlerle kapatılmış arama yapılarak içeri alınan tek bir alana sıkıştırılmış oldu. 
KESK, DİSK ve Devrimci grupların tek bir noktada toplanarak yürüyüşe geçmeye razı edilmişti. Yürüyüş güzergâhı ise bir yanı restoran ve kafelerin olduğu, diğer yanı deniz olan insanlardan soyutlanmış bariyerlerin içinde gerçekleşti. Yürüyüşe katılmak isteyenler geçen yıllarda olduğu gibi istediği değil belli birkaç nokta dışında yürüyüşe katılamadı.
Sendikalara bağlı araçlardan 1 Mayıs marşının defalarca çalındığı eski 1 Mayıs’lardan eser kalmamıştı. Sendikaların katılımları üyelerinin çok küçük bir bölümünü kapsıyordu.
Korku, baskılar, siyasetsizlik, örgütsüzlük, apolitizm ve sendika bürokrasisi, üç günlük tatille birleşince 1 Mayıs’ın tarihsel anlamından kopuk bir karnaval gününe dönüşmesi sürpriz olmadı.
—HAYIR, kampanyası boyunca yükselen şovenizmin etkisi tüm alanda ve kortejlerde kendini hissettiriyordu. Birleşik Metal İş sendikası kortejiyle HDP kortejinin yan yana yürümek zorunda kaldığı kısa bir süre içinde metal işçilerinin ıslıklarla yuh sesleriyle öfkelerini dışa vurmaları, sınıfın salt kendi koltuklarını düşünen sendikacılar eliyle şovenizme nasıl teslim edildiğinin açık göstergesiydi.
Sınıf siyasetinin, örgütlü bir biçimde uzun zamandır hayatın bütün alanlarında etkin olamaması düzen siyasetini besledi ve bu tasfiye virüsü devrimci saflara taşındı.
Şovenizmden beslenen burjuva siyaset anlayışı bütün solu kuşattı. “İddia sahibi” olan birçok hareket burjuvazinin gündelik siyasetine teslim oldu.
Adım adım hep birlikte bu sürece sürüklendik. Sermaye hükümetlerinin bu günkü baskıcı iktidarın bütün krizine ve bunun sonucu hayata geçirdiği saldırılarına rağmen, ezilenlerden kendini ayakta tutabilecek desteği bulması sadece baskının bir sonucu olarak açıklanamaz.  Bu süreç Devrimci, Sosyalist mücadele niyet ve iddiası taşıyanların kendileriyle ilgili derin ve kapsamlı bir sorgulamayı da gerekli kılıyor.
Alanlara akan kalabalıklar sayısal olarak hala göz doldursa da, örgütsüz ve başıboştur.
Bu nedenle alternatif bir iktidar gücünü ve iddiayı temsil etmedikleri bilinmeli, bu kalabalıklar üzerinden kendiliğinden boş umutlar beslenmemelidir.
Kalabalıklara öykünmenin kimseye bir yararı olmadığı gibi devrimci iradeyi etkisizleştiren pasifize eden bir olumsuzluğu beslediği fark edilmelidir. Hayır’ın sayısal fazlalığı sosyalistler için bir kazanım değildir. Bu kalabalığın oluşmasındaki temel etken Her iki cephenin ortaklaşğı Kürt düşmanlığı üzerinde şekillenen ırkçı, milliyetçi söylemdir. Bu kendini avutma hali bir an önce sona ermeli gerçekle yüzleşilmelidir. Nesnel koşulların sunduğu imkânlar ancak bu gerçekliğin kabul edilmesiyle nitelikli ve hedefleri net, örgütlü bir yapıya dönüştürülebilir.
Burjuvazinin kendi iç kavgasına taraf olmak devrimcilerin ezilenlerin işi olamaz. Bağımsız devrimci bir sınıf siyaseti ortaya koyamayanlar bunda ısrar etmeyenler ve öncelikle kendilerini buna örgütleyemeyenler gündelik koşuşturmalarla ancak zaman kaybederek kendilerini kandırırlar. Kendileri inanmayanlar kitleleri ikna edemezler. Kendi düşüncesine ve eylemine inanmayanlar burjuva siyasetin rüzgârında savrulup etkisizleşmeye mahkûmdur.










soL direnişte, direniş soL'da: Şişecam işçilerinin eşleri anlatıyor