TUTSAK 1
MAYIS /2017
2017
1 Mayısı üzerine bazı saptamalar.
- Devrimci Sosyalist
Grup ve “Partilerin” durumu.
- İşçi sınıfının ve sendikaların durumu.
- Ülkenin ve siyasi
iktidarın içinde bulunduğu durum.
- Bütün toplumsal
kesimlerin genel durumu.
Bu başlıkları kısaca değerlendirerek genel bir durum
tespiti yapmaya, içinde bulunduğumuz
tarihsel koşulları anlamaya ve
anlamlandırmaya çalışalım.
Üç
günlük tatilin son gününe denk gelen 1 Mayıs 2017 birçok nedenle katılımın düşük olduğu ve gündemini daha çok referandumun
hayır‘ının
etkisi altında şekillendiği bir gün oldu.
Olağanüstü hal gerekçe
gösterilerek Siyasi iktidarın Taksim’de kutlamaya izin vermemesi ve bu tutuma DİSK’in fazla tepki göstermeden,
Bakırköy’ü güvenlik gerekçesiyle kabul ettiğini açıklaması iktidarın bu güne kadar artarak süren baskıcı
tutumunun 1 Mayıs üzerinde etkili olacağını gösteren önemli bir işaret oldu.
Kürt
illerinde yıllardır uygulanan OHAL’in 15 Temmuzdan sonra büyük metropollerde ezilen
sınıfları ve hoşnutsuz
kitleleri de içine alarak kalıcı ve sistemli şiddet uygulamalarıyla yaygınlık kazandığını saptamak gerekiyor.
İktidarın OHAL dönemiyle başlayan baskı ve yasakların,
kitlesel tutuklamaların, açığa
almaların tehditlerin, derinleşen
ekonomik ve siyasi krizin kitleler üzerinde yarattığı öfke birikiminin patlamaya
dönüşme ihtimaline karşı güvenlikçi politikalar ağırlık kazanıyor. Gezi’ ve 15
Temmuzdan sonra kendini güvende hissetmeyen iktidar sahiplerinin her türden
kitlesel eylemleri yasaklaması, baskı ve şiddetle kitlelerin sindirilmesi, yeni bir kalkışma zemini oluşturabilme potansiyeli taşıyan hiçbir duruma müsamaha
gösterilmemesi anlaşılır
bir durumdur.
—Yıllardır
ideolojik ve örgütsel tasfiye dalgalarının basıncı altında eriyen, etkin bir
çalışma yürütemeyen, son bir
haftaya sıkıştırılan, güncel politikaların
belirleniminde içeriği
belirlenen, tarihsel ve sınıfsal anlamından koparılarak adeta bir şenliğe dönüştürülen, siyasi sınıfsal
taleplerin gürültü içinde boğulduğu diğer 1 Mayıslardan farklı
olmadı.
Devrimci
sosyalist grupların geçen yıla oranla ciddi bir güç kaybının görünür olduğu, pankart ve sloganlarda
cılız, doğru ideolojik bir zeminden
yoksun vurguların egemen olduğu
bir hava hâkimdi.
—Sendikalar
için bir görev savma günü olarak görülen ve koltukların korunması temelli bir
çalışmadan öteye gitmeyen 1 Mayıs, apolitik
zeminde, ekonomist bilincin egemen kılındığı işçilerle
sorunsuz atlatılmış
oldu. Sayısal olarak en kalabalık olan belediyelerde örgütlü sendikaların başkanları mikrofondan sık sık
uzun zamandan beri her yıl olduğu
gibi patronları olan belediye başkanlarına
çeşitli nedenlerle teşekkürlerini dile getiriyordu.
—Birkaç
yıldır müdahale edilen toplanma yerleri ve yürüyüş güzergâhları bu yıl tamamen zaptu rapt altına alınmıştı. Her yıldan farklı olarak
bu yıl Basmane’de sendikalarının önünde toplanarak kortej oluşturup oradan farklı bir
güzergâhtan alana yürüyen gruplar Konak’ta bariyerlerle kapatılmış arama yapılarak içeri alınan
tek bir alana sıkıştırılmış oldu.
KESK,
DİSK ve Devrimci grupların tek bir
noktada toplanarak yürüyüşe
geçmeye razı edilmişti.
Yürüyüş güzergâhı ise bir yanı
restoran ve kafelerin olduğu,
diğer yanı deniz olan insanlardan
soyutlanmış bariyerlerin içinde gerçekleşti. Yürüyüşe katılmak isteyenler geçen
yıllarda olduğu
gibi istediği değil belli birkaç nokta dışında yürüyüşe katılamadı.
Sendikalara
bağlı araçlardan 1 Mayıs marşının defalarca çalındığı eski 1 Mayıs’lardan eser
kalmamıştı. Sendikaların katılımları
üyelerinin çok küçük bir bölümünü kapsıyordu.
Korku,
baskılar, siyasetsizlik, örgütsüzlük, apolitizm ve sendika bürokrasisi, üç
günlük tatille birleşince
1 Mayıs’ın tarihsel anlamından kopuk bir karnaval gününe dönüşmesi sürpriz olmadı.
—HAYIR,
kampanyası boyunca yükselen şovenizmin
etkisi tüm alanda ve kortejlerde kendini hissettiriyordu. Birleşik Metal İş sendikası kortejiyle HDP
kortejinin yan yana yürümek zorunda kaldığı kısa bir süre içinde metal işçilerinin ıslıklarla yuh sesleriyle öfkelerini dışa vurmaları, sınıfın salt
kendi koltuklarını düşünen
sendikacılar eliyle şovenizme
nasıl teslim edildiğinin
açık göstergesiydi.
Sınıf
siyasetinin, örgütlü bir biçimde uzun zamandır hayatın bütün alanlarında etkin
olamaması düzen siyasetini besledi ve bu tasfiye virüsü devrimci saflara taşındı.
Şovenizmden beslenen burjuva
siyaset anlayışı
bütün solu kuşattı.
“İddia sahibi” olan birçok
hareket burjuvazinin gündelik siyasetine teslim oldu.
Adım
adım hep birlikte bu sürece sürüklendik. Sermaye hükümetlerinin bu günkü
baskıcı iktidarın bütün krizine ve bunun sonucu hayata geçirdiği saldırılarına rağmen, ezilenlerden kendini
ayakta tutabilecek desteği
bulması sadece baskının bir sonucu olarak açıklanamaz. Bu süreç Devrimci, Sosyalist mücadele niyet ve
iddiası taşıyanların kendileriyle ilgili derin
ve kapsamlı bir sorgulamayı da gerekli kılıyor.
Alanlara
akan kalabalıklar sayısal olarak hala göz doldursa da, örgütsüz ve başıboştur.
Bu
nedenle alternatif bir iktidar gücünü ve iddiayı temsil etmedikleri bilinmeli,
bu kalabalıklar üzerinden kendiliğinden
boş umutlar beslenmemelidir.
Kalabalıklara
öykünmenin kimseye bir yararı olmadığı gibi devrimci iradeyi etkisizleştiren pasifize eden bir olumsuzluğu beslediği
fark edilmelidir. Hayır’ın sayısal fazlalığı sosyalistler için bir kazanım değildir. Bu kalabalığın
oluşmasındaki temel etken Her iki
cephenin ortaklaştığı Kürt düşmanlığı üzerinde şekillenen ırkçı, milliyetçi
söylemdir. Bu kendini avutma hali bir an önce sona ermeli gerçekle yüzleşilmelidir. Nesnel koşulların sunduğu imkânlar ancak bu gerçekliğin kabul edilmesiyle nitelikli
ve hedefleri net, örgütlü bir yapıya dönüştürülebilir.
Burjuvazinin
kendi iç kavgasına taraf olmak devrimcilerin ezilenlerin işi olamaz. Bağımsız devrimci bir sınıf
siyaseti ortaya koyamayanlar bunda ısrar etmeyenler ve öncelikle kendilerini
buna örgütleyemeyenler gündelik koşuşturmalarla
ancak zaman kaybederek kendilerini kandırırlar. Kendileri inanmayanlar
kitleleri ikna edemezler. Kendi düşüncesine ve eylemine inanmayanlar burjuva siyasetin rüzgârında
savrulup etkisizleşmeye
mahkûmdur.