10 Ekim 2013 Perşembe

GÜNDELİK BİLİNCİN ELEŞTİRİSİ

ÇAĞIMIZIN İNSANI

Sadece satın aldıkları şeyleri konuşan insanlar ürettiler,birbirinin sağlığını, derdini sormaz oldu kimse.Ne yana dönsen kimi duysan aynı sorular. Nereden aldın? kaça aldın? , taksit yapıyorlar mı? Hangi karta kaç taksit ?İnsanı görende soranda yok artık nesnelerin egemenliğine teslim olmuş bir insan topluluğu.
Çiçeği,Doğayı,Deniz’i ,Toprağı gören de soran da kalmadı , önemsizleşti yaşamın kaynakları.
Kendi evinin içindeki insandan bile habersiz yaşar oldu insanlar.
Hasta’mısın? Yorgun’musun? neden canın sıkkın? Hayat canını mı yakıyor? Soran yok.
Herkes kendinde takılı kalmış,bozuk bir saatin akrebi gibi. Zehrini kendi içinde taşıyor.
Her gün mağaza mağaza dolaşıp giysiler alıyor, tıka basa yiyor,sonra spor,yürüyüş,fazla kilolar atmak vücudu sıkılaştırmak istiyor,hepsi ciddi iş uğraş rahatlamak istiyor.
Çok tüketen,olmak revaçta artık.  Tüketiyorsan,tükettiğin kadar,tükettiğin anda önemlisin, yoksa hiç hükmünde bir dışlanmışlık payına düşen.Sana vebalı gibi bakıyor tüketim dinin yoksul müritleri eski model cep telefonu ne büyük ayıp, utanç verici.Moda olanı tüketmemek adidas,converse,nıke,ve diğerleri.
Coca Cola'nın özgürlüğünü her gün defalarca yaşamıyorsan toplum dışısın.Dünya tekelleri ibadet eder gibi tüketim bekliyor senden, sen bunun için varsın.Aklın fikrin,işin gücün,varlığın tüketimin sürekliliğine kurban edilmiş bir kere.

 Giyiniyor,çeşit çeşit dolaplar dolusu giyecekler,ayakkabılar,takılar,ne ararsan fazlasıyla var.Saçını boyatıyor,durmadan yiyor,sonra yağlarını yakmak için para verip spora gidiyor,gözaltı kremleri alıyor,hep fark edilmek istiyor,ama diğerleri de kendisi gibi, tek derdi kendisi olmuş herkesin.İnsanı ilgilendiren bir gerçekten söz açsan kaçıyor yanından,fal bakıyor fincandan kağıttan geleceğini arıyor.Dışarıdan parlayan imajına bakan dünyanın en mutlu insanı sanır,içi zindan oysaki kaybolduğu koca bir karanlık. Mutsuz,geleceğinden endişeli,güvensiz ama parıltılı imajı yerinde. Saçlar model kesilmiş,kulakta küpe,burunda hızma (percing), kulaklar insana dünyaya kapalı,telefondaki müzik sağır ediyor insanlığını .
Duyarlılığı söküp alınmış, canlılara dönmüş insanlığımız.İnsan diyemiyorum bu halimize insanı insan yapan değerler yok edilmiş çünkü.İnsan olmak bir biçimden ibaret değil, organların bütünlüğüyle tanımlanmıyor sadece.Kulağı olan herkes duyuyor mu gerçekleri
vicdanı yok edilmiş insan insanmıdır? gerçekten.İnce bir gülümseyişi insanın duygularından söz eden gençleri göremiyorum çevremde, hepsi o kadar yorgun ve yıpranmış ki. Herkes maskesini özenle koruyor güçlü,havalı,önemli ve özel olduğunu sanan milyonlarca aynı model formatlanmış insan...İnsani olan hiçbir şeye duyarlı değil artık çağımızın insanı kendinden hızla kaçıyor.Güçsüzlüğünü gizlemek için o kadar büyük çaba harcıyor,ancak yinede yaptıkları yeterli olmuyor aşınmışlığını gizlemeye..
Son kalan az sayıda (çok azda sayılmaz aslında) insanı da ehlileştirmek ,kendine yararlı hale
için her yolu deniyorlar.
Çürütmek için her yol açık sonuna kadar,egemen olanın sınırları dahilinde her şeyi yapabilme “özgürlüğün” var.Ve buna o kadar inandırmışlar ki çağımız insansısını .Onursuz yaşamaktan rahatsız olmuyor,saygıya sevgiye ihtiyaç duymuyor ,bencillik,hazcılık,şiddet,cinsellik ve sadece onların sunduklarını tüketen bir canlıya dönüştürüyor zamanla.Kendini tükettikleriyle tanımlayan sürüler oluşturuyorlar tüketim sürüleri AVM ler de ibadet eder gibi saatlerce mağazaları tavaf eden yeni “dinin”  müritleri.Yani “ hiç”leştiriyorlar tüketimin kölesi yapıyorlar.  İnsanı insan kılan hiçbir özgünlüğe,dayanışmaya,duyarlılığa,hakkını aramaya onurlu bir yaşam için bedel ödemeye izin vermek istemiyorlar.
Savaşta öldürülen çocuklara,iş kazalarında, madenlerde ölenlere susuyor,her gün artan çocuk işçilere susuyor,evlerinde şiddet gören,sokak ortasında öldürülen kadınlara,küçük yaşta evlendirilen(satılan),tecavüze uğrayan kız çocuklarına susuyor.
Hep susmuyor ama ! beynine zorla nakşedilmiş futbol takımı (şirketi) üretim yaptığında yani gol attığında deliriyor adeta kendini yırtıyor,insanlıktan çıkıyor ,havaya çoluk çocuğa ateş ediyor sevincinden öldürüyor ,yenildiğinde karşı takımın kendisi hiçleşmiş taraftarına (emekçi kardeşine) saldırıyor bıçakla satırla doğramak istiyor.Milyarlarca dolar alan onun gibi milyonların kanını emen asalak futbolcuya tapıyor hiç kimseye tapmadığı kadar.
Sülalesini bilmediği kadar bildiği atlar var birde, saatlerce çalışıp hangisinin hangisini burun farkıyla geçtiğini,kimden olduğunu kumda mı çimde mi daha iyi olduğunu ,yağmurda mı kuru havada mı daha iyi koşacağını  saatler günler yıllar boyu düşünüp koşu saatinde toplaşıp bütün gücüyle bağırarak “hadi koçum, hadi aslanım” diyerek onu daha hızlı koşturmaya çalışıp iki dakika sonra bütün elindeki kağıtları öfkeyle parçalayan hayvan severler Jokeye söverler var.
Yılda 1 milyar 127 milyon litre alkol tüketen bir toplumsal alkolizm durumu var birde. Kendinden kaçışın bir başka adı da “ keyif,eğlence ” oluyor.Kendini unutana kadar içebilirsin ağlayacak, dertlenecek iç dünyanı açabilecek hale gelene kadar söylediklerinden bir şey anlaşılmayana kadar içerek kendini bedenini anlamsız bir rüzgara savurabilirsin.
Buda düzenin seni özgür kıldığı alanlardan biri..
İstersen bunlarda uzak durup son model otomobillerde gezen milyon dolarlık villalarda ibadet eden şeyhini hoca efendinin yolundan da gidebilir namazında niyazında bir insan olup bu dünyadan vazgeçip ahiret hayatı içinde yaşayabilirsin.Kasalarında  yığılmış paraların gölgesinde huşu içinde,  haşa hiçbir şey sormadan ibadetini ölene kadar yapabilirsin.
Üstelik teknolojinin son ürünü dua matiklerle her an otobüste yolda misafirlikte en olmadık yerde bile öbür dünya için yatırım yapabilirsin.
Kendin olmayacaksın, iradeni teslim edeceksin, sormayacaksın, denileni yapacak söylenene inanacaksın.Yaşadım diyecek sonra ahirete yollanacaksın.
Öbür dünyanın gözbağları engelleyecek bu dünyanın gerçeğini görmeni.
Onlar öyle istiyorlar çünkü,ama sen bunu da bilemeyeceksin.


İçine düştüğü bataklığa razı olmuş,onu kutsallaştıran “insan” düşüncesi,
kahrediyor hala insan kalmakta ısrar edenleri.Heyecansız, kendinden ve gelecekten umudunu kesmiş, sürüleşmiş zavallılaştırılmış,hiçleşmiş insanlar olmamamızı istiyorlar.
Değiştirme gücünü ve cesaretini yitirdiğinde geriye ne kalır ki insandan.
Onların senin için yazdığı köleleştirici kadere razı olmak  ve sonunu beklemek ne kadar acı. Azar azar çalınan eksiltilen onurunun ,tahrip olan insan kişiliğinin rahatsızlığını duymaması insanlık adına ne büyük acı..
Farkında olmayanların, bu acıyı duymayanların acısını da sırtlanarak yürümek zorundayız. İnsani dokunun bu kadar derin tahribata uğratıldığı bir tarihsel dönemde farkında olmak acımızı da sorumluluğumuzu da arttırıyor.
 Kurulan tuzaklara düşmeden, tarihsel hafızanın izini sürerek,karanlığa ışık olmak,insan onurunu düştüğü yerden ayağa kaldırmak ,geleceğin güzel dünyasının gizinin bugünün çürümüşlüğünün içinden doğacağını bilerek,insanın çilesi çekilecek gelecek güzel günler için.
Omuzlanacak bilmeyen, anlamayanların ağır yükü öyle yürünecek bu zor zamanlarda,
yaşadım diyebilmek için”.
                                                                                                                10.05.2013





10 Mayıs 2013 Cuma

SINIFSAL AYRIŞMA VE SOSYALİZM MÜCADELESİ!



AKP Ucuz emek cenneti yaratma, Çin çalışma rejimini kurma hevesini gerçekleştirmek için istikrarlı adımlar atıyor. Kürt illerinde hızla emek yoğun üretim yapan fabrikalar kuruluyor, özellikle tekstil ve ayakkabı sektöründe işçi bulma kurumu ve sanayici ve iş adamları derneklerinin işbirliğiyle önce deneme süresi adı altında işçileri 6 ay ücretsiz çalıştırarak, daha sonra asgari ücret üzerinden uzun saatler yoğun bir sömürüye tabi kılarak bedava emek sürecini başlatmış durumda, bu Kürt coğrafyasındaki işçileşme sürecini hızlandırırken diğer yandan emeğin giderek ucuzlatılmasının yolunu döşüyor. Kürt ezilenlerinin ve yoksullarının tarımdan dışlanan işsiz kesimlerinin, sınıf kimliği ekseninde bir varoluş sergilemesi oldukça uzun bir zaman alacak olsa da tarihsel açıdan bir olumluluk barındırmaktadır. Ulusal özgürlük talebinin sınıfsal özgürlük talebiyle birleşmesi Kürt ulusal mücadelesinin sınıfsal karakterinde dönüşüm yaratacak ve ezilen kesimlerin sınıf kimliğiyle mücadele içinde daha fazla söz sahibi olmasının yolunu açacaktır. “Kürt halkı “ kavramı sınıfsal bir nitelikle bir ayrışmayı da beraberinde getirecektir. Kürt burjuvalarıyla Kürt emekçi ve ezilenleri kendi sınıfsal kimliklerinin belirlediği sınıfsal kurtuluş talebini ve sosyalizm istemini yükselteceklerdir. Bugün bu talep büyük metropollerdeki Kürt işçi sınıfı için oldukça gecikmiş üstü ulusallıkla örtülmüş bir talep olarak Kürt ulusal hareketi üzerinde bir basınç yaratmaktadır. Farklı sınıfların bugüne kadar bir arada yürüttüğü burjuva nitelikli ulusal özgürlük mücadelesinin sınıfsal bir zeminde ayrışması Kürt ulusal sorunun sosyalizm ekseninde bir çözüme yönelmesini hızlandıracaktır. Bu süreç oldukça sıkıntılı kırılganlıklar, çeşitli çatışmalar içeren bir yol izleme potansiyeli taşıyor olsa da tarihsel olarak Kürt mücadelesinin dinamiğine uygun talepler etrafında yeni bir sınıfsal kimlik oluşumunun yolunu açacaktır. Kürt ulusal mücadelesini silahlı olarak yürüten dağlardaki gerillalarda, metropollerdeki Kürt işçileri de aynı sınıfın mensubudur Kürt ezilen sınıf kimliğine sahiptir. İşçi sınıfı içinde giderek yoğunlaşan ve en zorlu koşullarda çalışan Kürt işçilerinin kendi sınıf kimliği ve sınıfsal talepleriyle sınıf mücadelesi içindeki yerini alacak ve bu tüm bölgedeki mücadelelerin karakterini etkileyebilecek devrimci bir dinamiğe sahip olduğunu görmek gerekiyor. Büyük kentlerde ya da Kürt illerinde asgari ücretin çok altında çalışan işçilerin Tuzla tersanelerinde ölümüne çalıştırılan işçilerin patronları da Kürt’tür, ama bu aynı ulusun farklı çıkarlara sahip iki sınıfının çıkarları ulusal taleplerle örtülemez hale gelmiştir. Bizim dostumuz ve birlikte mücadele edeceğimiz sınıf bellidir Kürt emekçi ve ezilenleri yani Kürt işçi sınıfıdır. Sınıf mücadelesini kimliklere bölmek elbette doğru değildir bu sadece durumun tanımlanması açısından kurulan bir dildir. Marks'ın Komünist Manifesto da öne çıkardığı “BÜTÜN ÜLKELERİN İŞÇİLERİ BİRLEŞİN” şiarı bugün bütün dünya işçilerine yol gösteren her zamankinden daha gerçek bir talep olarak işçi sınıfına yol göstermektedir. Sermayenin giderek merkezileştiği bir dünyada işçi sınıfının mücadelesi de Uluslararası bir mücadele olarak yürüyecektir. Enternasyonalizm Marksın yaşadığı dönemde formüle edilmiş bugün çok daha büyük öneme sahip olmazsa olmazımızdır. 
Dünyanın neresinde olursa olsun yükselen devrimci mücadeleler direk ya da dolaylı Uluslararası sermayeye yönelik hareketlerdir, işçi sınıfının tüm örgütleri ve devrimcilik iddiası taşıyan her yapılanma bunu böyle anlamak ve anlamlandırmak zorundadır. Çağımız Emperyalizm çağıdır yani Lenin, in deyimiyle proleter devrimler çağıdır. Bu çağı iyi anlamak zorundayız sermaye sınıfı ulusal niteliğini yitireli çok zaman oldu, Dünyanın her yerinde uluslararası tekellere ait aynı markaların kuşatması altındayız. Otomobilden, diş macununa, bilgisayardan, Hamburgere, Bankalardan, Hiper marketlerden, ambalajlı içme suyuna, her gün dakikalarca konuşmaya zorlandığınız cep telefonlarını üreten, iletişim satan tekellere kadar, dünyanın en ücra köyünde bile olsanız sizi bulan pazarına dahil eden bir sermaye var. İşçilerin kolektif olarak ürettiği ürünler üretildiği ülkeden çok uzaklarda tüketime arz oluyor, Dünyanın bütün işçileri bir avuç asalak sermaye grubunun doymak bilmez kar hırsı için üretim yapıyor. Zihnini, bilgisini bedenini hızla yıpratarak, tüketerek kar’ın gerçekleşmesine hizmet ediyor. Emperyalist Kapitalizm sadece canlı emeğimiz değil yaşadığımız çevreyi, doğamızı, suyumuzu, ormanları, denizleri her şeyi kara dönüştürmek için hızla yok ediyorlar. Çalışma koşulları kapitalizmin ilk yıllarından daha kötü bir düzeydedir, çocuk işçiliğinin ve kadın emeğinin üretim içindeki payı giderek artmakta sömürü daha da yoğunlaşmakta sınır tanımamaktadır. Üretim esnasında ölümler meslek hastalıkları, hızla artmakta buna rağmen işçi güvenliği maliyeti arttıran bir faktör olarak görüldüğü için hiçbir önlem alınmamaktadır. Ama ürün güvenliği söz konusu olduğunda her türlü önlem, maliyet gözetmeden alınmaktadır. Çalışan üreten insan yani işçiler değil, ürün daha değerlidir. Çünkü tüm dünyada teknoloji kullanımının artmasıyla beraber iş gücüne duyulan ihtiyaç azalmıştır. İşsizlik artmış daha ucuza, daha kötü koşullarda çalıştırmak normal bir hale getirilmiştir. Uluslararası sermaye ile entegre olmuş TC. Sermayesi de bu yarışa katılmak için uzun süredir çıkardığı yasalarla ve pratik uygulamalarla kendi hükumet ettiği ulusal sınırlarını Sermaye için ucuz emek, köle emeği, bedava çalıştırma uygulamalarıyla, daha fazla çocuğu çalışmaya zorlayarak, mültecilerin iş gücünü üretime katarak  rekabet gücü kazanmak istiyor. Ne yazık ki ne işçi sınıfından ne sosyalist örgütlenmelerden bu güne kadar kitlesel bir karşı çıkış gerçekleşmedi. Yaşadığımız coğrafyada sınıfa yönelik saldırılara yanıt üretebilecek, bir karşı çıkışı örgütleyebilecek bir güç hali hazırda görünmemektedir. Lokal düzeyde birbirinden kopuk çok fazla sayıda direnişler olsa da sınıfa saldırı doğru bir bakış açısıyla kavranamadığından ve yetersizlikler nedeniyle bu kıvılcımlar büyük bir yangına dönüşemiyor. Bu durum sömürüyü giderek derinleştiriyor işçi sınıfını hem fiziksel, hem de moral açıdan çürütüyor, demoralize ediyor. Umudu büyütmek en küçük direnişleri büyütmekten havzaları ,kentleri tutuşturan yangınlara dönüştürmekten, bu durumu doğru görmek ve doğru davranışı örgütlemekten geçiyor Nerede bir direniş bir isyan varsa devrimciler orada bütün güçleriyle olmalıdır. Bütün ayrılıklar bir yana bırakılmalı ortaklaşa daha büyük, cüretli devrimci karşı çıkışlar örgütlenmelidir. İşçi sınıfı bu kuşatmayı kırabilecek tarihsel birikime ve güce sahiptir. Eksik olan sınıf bakış açısıdır Sosyalizm ve devrimcilik iddiası taşıyanlar sınıfın yükselen sesine kulak vermeli ve eylemlerini sahipsiz bırakmamalı bütün güçlerini seferber ederek buralara yığmalıdır.

İŞÇİ SINIFININ, KÜRT YOKSULLARININ VE EMEKÇİLERİNİN KURTULUŞU 

AYRILMAZ BAĞLARLA BİRBİRİNE BAĞLIDIR.
SINIF MÜCADELESİ BÜTÜN SALDIRILARI YANITLAMANIN EN DOĞRU YOLUDUR!


16 Haziran'ınTariş'in, Gazi'nin, , Gezi'nin, 96 1 Mayısının,
Kobanenin, bu gün emekçi ve yoksulların önderlik ettiği bedel ödediği, Kürt illerindeki, direnişlerin ışığı yolumuzu aydınlatıyor...

BÜTÜN ÜLKELERİN İŞÇİLERİ VE EZİLENLERİ 
SINIRSIZ, SINIFSIZ BİR TOPLUM İÇİN BİRLEŞİN !


24 Nisan 2013 Çarşamba

1 MAYIS'A GİDERKEN




MAYIS'A GİDERKEN                      2014 Nisan

Elimizdeki tüm değerler saldırı altında, İktidar her şeyin içini boşaltıyor, düzene karşı olduğunuzu düşündüğünüz her alanda sizi sıradanlaştırıyor ve içine alıyor, Devrimcilik hayatın köklü olarak dönüşüme uğratılmasının yolunu açmaktır. Oysa bugün kendini "devrimci" olarak tanımlayan her varoluşsal yapılanma düzeniçileşme tehdidi altındadır. Hayatı dönüşüme uğratmayan bütün örgütlenmeler popüler kültürün bir uzantısı olarak varlığını sürdürüyor. Sloganlar, aynı biçimde tekrarlanan törenler(8 Mart, 1 Mayıs vd. günlerin içi boşaltılarak anılması),Niyetlerimizi ve iddiamızı tahrip eden bir durumu ortaya çıkarıyor. Kapitalizmi ideolojik ve toplumsal bir örgütlenme olarak anlayamayan her düşünce ya da toplaşma ne kadar büyük kalabalıkları çevresine topluyor olsa da, bunun toplumsal bir dönüşüme yol açması mümkün değildir. Sağlam bir ideolojik algı ve temel yoksa bütün çabalar düzen içinde eritilme potansiyeli taşıyor demektir. Bu gün yaşanan sıkıntıda tam buradadır.95-96 yıllarında gerçekleşen kitlesel militan 1Mayıslardan sonra devrimci yükseliş geri çekilmiş ve büyüyen gövdeyi beynin taşıyamaması sonucu tasfiye dalgası giderek derinleşmiş günümüze kadar süreklilik kazanarak devam etmiştir.
1 Mayısın Taksimde kutlanması mücadeleyle kazanılmış ancak bu kazanım kısa sürede devletin her türden müdahalesiyle beraber, başta Sendikalar, CHP, sivil toplum örgütleri aracılığıyla denetim altına alınmıştır. Her yıl artarak kitleselleşen 1 Mayısların içi boşalmış   her yıl sınıfsal özünden daha da uzaklaşmış ve karnaval havasına dönüştürülmüştür.
Sosyal şoven ulusalcı sözde sol gruplar, işçi sınıfı ve sosyalizm kavgasının dışında her türden örgüt alanı işgal etmiştir,1 Mayısa katılan sosyalist devrimci gruplar bu basıncın altında n kalkamamış mücadele günü olan1 Mayıs, bir şenlik eğlence, biriken enerjiyi kontrollü dışarı atma günü olarak kutlanmaya başlanmıştır. Sınıf güçleri bu tahribatın egemen olduğu alanda sınıfsal taleplerini duyuramaz hale gelmiştir.1 Mayıs işçi sınıfının sermayeye karşı gücünü ve örgütlülüğünü gösterdiği kapitalizmden kurtuluş isteminin yoğunlaştığı merkezileştiği bir gün olması gerekirken sıradan, parçalanmış, dağınık, güncel yerel taleplerin hep bir ağızdan haykırıldığı dağıtıcı bir kargaşaya dönüşmüştür. Kürt özgürlük hareketinden, ulusalcı şoven grupların, gerici faşist sendikalardan, Antikapitalist İslamcısına, LGBTİ lerden, kadın hareketinden, çevrecisine, bisikletçisinden, kapitalizmin borsa bağlantılı spor kulüplerinin taraftar gruplarına  kadar kim varsa
 "sınıf savaşının en berrak iktidar talebinin ortaya çıkacağı işçi sınıfının mücadelesinin doruk noktası  “olması gereken bu günü boğan bir işlev görmeye başlamıştır. "Devrimcilik” iddiasında olduğunu sananlardan ve her türden grubun kültürel faaliyetine dönüşmüştür. Bu gün geleceği kuracak bilincin ve örgütlenmenin şekillenmesi için, mevcut algının ve tasfiyeci anlayışlardan kopulması suyun kaynağına dönülmesi gereklidir.

1
 Mayıs’ta işçi sınıfının nihai kurtuluşunu bayraklaştırmayan, dağınık, enerjisi boşa akan, örgütsüz, ama kalabalık bir kitlenin 1Mayısı karnavala dönüştürmesi tam bir çürümenin işaretidir.

İşçi sınıfının iktidar perspektifiyle bir mücadele kurma derdi taşıyan, sınıf örgütlenmesini esas alan tüm güçlerin köklü bir kopuşa gereksinimi vardır. İşçi sınıfı ve sınıf devrimcileri ciddi bir kuşatma altındadır sıkıştırıldığı hapsolduğu bu alandan köklü bir kopuş gerçekleştirilemediği sürece çürüme ve tasfiye devam edecektir.
Uzun yıllardır Avrupa burjuvazisinin yaydığı demokrasi söylemi "devrimci" algıyı kuşatmış teslim almıştır.  Bu günkü süreçte ABD, AKP, Cemaat, Kürt burjuvazisinin de rol kapmak istediği ve diğer egemenlerin de elbirliğiyle giriştikleri "barış " sürecinin basıncı altında girdiğimiz, şovenizmin, dinsel gericiliğin devlet eliyle beslendiği bir dönemde  1 Mayıs çok farklı geçeceğe benzemiyor. İşçilerin birçok yerde işten atıldığı direnişlerin umutsuzca sürdüğü sendikaların giderek güç kaybettiği, sınıfın siyasetten uzak durduğu ve egemen ideolojinin etki alanında kaldığı, sınıf mücadelesinin yükselme dinamiğinin örgütlenemediği dağınıklık koşullarında gerçekleşecektir.1 Mayıs afişlerinden, sendikaların yaptığı açıklamalardan, anlaşıldığı kadarıyla işçi sınıfı açısından pek parlak bir dönemi yaşamıyoruz.
Söylem olarak düzene karşı çıktığını düşünen birçok yapı eylemi ve söylemiyle burjuva ideolojisinin etkisi altında, mevcut düzeni besleyen bir durumdadır. Doğruyu yakalayanlar ise güçsüzdür etki alanı dardır.

"Tasfiyecilik, burjuva düşüncenin devrimci saflara sızmasıdır."

Bu yapışkan ve düzenle iç içe geçmiş biçim ve algının yıkılması, işçi sınıfının hem ideolojik hem de örgütsel olarak toplumsal pratiğe dönmesiyle mümkün olacaktır. Bu yeniden var oluşun hareket noktası Marksizm’in ideolojik referansları, İşçi sınıfının dünya çapında yarattığı toplumsal pratiklerde saklıdır, Paris Komünü ve Ekim devrimi tarihsel olarak aşılamamıştır.1 Mayıslar hedefin ortaklaştığı, örgütlü güçlerin talepleriyle alana taşındığı, sermaye düzenini hedef alan bir karaktere sahip olmalıdır.
Mızmızlanan, sermayeyi değil onun hükumetinin geçici memurlarını, uygulamalarının bütününü değil, tek tek parçalarını  hedef alan düzen içi yaklaşımlar devrimcilik değildir. Sınıf mücadelesini zayıflatan sulandıran Marksizm dışı tutumlardır ve bu gün bu anlayış egemendir. Bu yanıltıcı kalabalıklara aldanmadan sınıf devrimcileri kendi doğrularını haykırmalı ve küçük burjuva devrimciliğinden kopmalıdır. Sınıfın yolu ancak böyle açılacaktır. İşçi sınıfının iktidarını, sınıfsız bir toplumu kurtuluş olarak gören sınıf devrimciliğinin referansı Marksizm Leninizm’dir. Düzen içinde oyalanmak isteyenler açısından tarihsel olanın ideolojik ve pratik bilgisi asla ulaşılamayacak derinlikte, bu yolda yürümek isteyenler için  herkesin ulaşacağı kadar yakındadır.

GELECEĞİN BİLGİSİ ve EYLEMİNİN KILAVUZU BURADA SAKLIDIR.

İbrahim YURTSEVER

22 Şubat 2013 Cuma

SINIFIN GÖRÜNMEYEN KESİMİ TARIM İŞÇİLERİ

Tarım işçilerinin sınıfsal dayanışma ve örgütlenme düzeyinin düşük olmasının nedeni; kolektif emek kullanımı düzeyinin çok düşük olmasıdır. Kolektif emek düşüklüğüne; üretimin sürekli olmaması, çalışma sürelerinin kısa ve mevsimlik olması da eklenince örgütlenme koşulları daha da zorlaşmaktadır.
Bu olumsuz koşulların yanı sıra; mevsimlik işçiler arasında yoğun olarak bulunan küçük grup ilişkileri (aile-akrabalık-aşiret ilişkileri) de eklemek gerekir. Küçük grup ilişkilerinin varlığı kendi içinde güçlü bir ilişki varlığı, güçlü bir dayanışma yaratırken, değişik grupları bir araya getirmede, yani sınıf dayanışması ve birliğini sağlamada olumsuz bir işlev görür.
Mevsimlik tarım işçilerinin dikkat çeken bir başka özelliği çoğunluğunu kadın ve çocuk işçilerin oluşturmasıdır. Aslında bu, tarla ve toprak sahiplerinin özel tercihidir. Çünkü patronlar kadın ve çocuk işçilerden çok daha fazla yararlanmakta, “Ne versek kabul ederler” düşüncesiyle hareket etmektedirler. Tüm bu olumsuz koşulların varlığı, mevsimlik işçilerin ancak ve ancak elçilik kurumu etrafında örgütlenmesine izin vermiştir.
ELÇİLİK KURUMU
Elçi, toprak sahibi ile işçi arasında aracı görevini gören ve işçileri anlaştığı tarla sahibinin işine götüren kişidir. Parasını her bir işçinin gündeliğinden (ücret belirleme komisyonu tarafından miktarı belirlenmektedir) bir kesinti yaparak alıyor. Tarım işçisi için bu yıl Çukurova’da belirlenen günlük yevmiye 30 TL’dir. Bunun 3 TL’sini elçi almakta, 27 TL si işçiye verilmektedir. Tarım alanındaki çalışma düzeninden, konaklama yerinin organizasyonunundan, işverenle ücret pazarlığını kadar her şeyi elçi yürütür. O aracılık işlevinin yanında, çalışma ve barınma düzenini örgütleyen, işçilerin hem ve çevreyle olan dış ilişkilerini hem de kendi iç ilişkilerini düzenleyen bir otoritedir. Daha önceleri elçiler kendileri, çocukları ve akrabalarını yanına alarak bu işi yaparlardı. Bu elçiler küçük elçi yani fakir elçidir, çoğu kendisi de çalışır. Ancak bunlar dışında özellikle son yıllarda yeni bir elçi tipi ortaya çıkmıştır. Bu yeni tip elçiye;  zengin, işletmeci yada taşeron elçi denebilir. Bu yeni tip elçiliği diğerlerinden farklı kılan iki önemli özelliği vardır: Birincisi sermayelerinin olması, İkincisi işçilerle-işverenler arasında değil; küçük elçilerle-büyük işverenler arasında aracılık yapmasıdır. Görüldüğü gibi, kapitalist tekelleşme elçiliği tasfiye etmiyor, onu da beraberinde geliştiriyor, tekelleştiriyor.
TARIM İŞ YASASINA İHTİYAÇ VARDIR
Tarım işçilerinin, ekonomik-sosyal-siyasal taleplerini savunmak bu talepler üzerinden sesini ve eylemini yükseltmek için bir sendikal mücadeleye ihtiyaç varır. Ancak tarım işçilerin-mevsimlik işçilerin her şeyden önce Tarım İş Yasasına ihtiyacı vardır. Bugün tarım iş kolunda; ne tarım işçisini (kadrolu-kadrosuz) nede tarım işverenini tarif eden; tarım iş kolunu düzenleyen bir yasa yoktur. Böyle bir yasa ve düzenleme olmadığı için sendikal haklar, grev hakkı, TİS hakkı, sigorta hakkı, hafta sonu, yıllık ücret hakkı, asgari ücretten yararlanma hakkı, sağlık hakkı vb. çalışma yaşamına sosyal yaşamına dair ne varsa karşılık bulmamaktadır.
Tarım iş kolunda halâ 150 yıl öncesinin feodal hukuku işletilmektedir. Ne daha önceli yürürlükte olan 1475 sayılı iş yasasında ne bugün geçerli olan 4857 Sayılı İş Kanunu Yasasında, ne 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu, nede İŞKUR yasası tarım işçilerini tarif etmemektedir. AKP hükümetinin en son yaptığı iş kanunu düzenlemesinde tarım işçilerinin yine iş kanunun dışında tutuldu. Gelmiş geçmiş hükumetler ve son on yıldır hükmeden AKP de tarım işçileri yasası çıkarmayarak tarım işçileri alanında süren bu kuralsızlığa, kara düzen çalışmaya göz yummaktadır.
Tarım iş koluna uygun bir yasanın olmaması örgütlenmenin zorlaştıran önemli bir etkendir. Öyleyse tarım işçileri örgütlenme mücadelesi verirken aynı zamanda tarım iş koluna uygun yasal bir zemin oluşturması için de çaba sarf etmeliler. Konu aynı zamanda yasal hukuk olduğuna göre Barolar, Hukukçular, Aydınlar, Sendikalar, emekten yana milletvekilleri ve tüm emek güçleri duyarlı davranmalı ve geniş bir kamuoyu yaratılmalıdır. (Adana/EVRENSEL)

22.02.2013             Halil İmrek


5 Temmuz 2012 Perşembe


KÜRT MÜCADELESİNDE SINIFSAL AYRIŞMA VE SOSYALİZM MÜCADELESİ !

B. GAP BÖLGESİNDE SANAYİLEŞMENİN (NSB – QIZ) AVANTAJLARI
  1. Maden ve Mineral kaynaklarının bölgede zengin rezervlere sahip olması,
  2. Ham madde temin kolaylığı,
  3. Ulaşım; Hava alanları, DDY yol şebekesinin mevcudiyeti, İpek Yolu kolaylığı,
  4. GAP’ın Tarım ve Gıda ile Tekstil ürünlerinin verim ve bolluğu,
  5. Kurulacak yatırımlarda yeni teknoloji kullanımı,
  6. Turizm; Alışverişe gelecek insanların gezi ve harcamalarının kolaylığı,
  7. Güvenlik ve Hizmet Sektörleri ile Müteahhitlik Hizmetlerinden faydalanmanın kolaylığı,
  8. Ucuz ve nitelikli işgücü,
  9. Tüketim pazarlarına yakınlık,
  10. Bürokratik İşlemlerin Azlığı,
  11. Vergi Düşüklüğü,

HABUR GÜMRÜK KAPISINDAN YAPILAN TİCARETTEN DEVLETİN ALDIĞI VERGİLER
DEVLETİN ve KURULUŞLARIN KAZANCI
Yıllık Devletin Tahsil Ettiği Vergi ve Harçlar;
  1. 111 Trilyon 285 Milyar KDV,
  2. 44 Trilyon 773 Milyar Motorlu Taşıt Vergisi,
  3. 18 Trilyon 350 Milyar Hayat Standardı Üzerinden Vergi,
  4. 1 Trilyon Fonlar ve Damga Vergisi,
  5. 2 Trilyon Stopaj Vergisi,
  6. 3 Trilyon Muayene Harcı,
  7. 10 Trilyon ŞIRGEV ile diğer Kurum ve Kuruluşlara yapılan kesinti ve bağışlar,
  8. TPİC’ in Karı bunun dışındadır,
    KÜRT SERMAYEDARLARININ ARZU VE İSTEKLERİ 

    "Yabancı sermaye dengesinin GAP’ta kurulması bakımından, sermaye ve yatırımların GAP Bölgesine çekilmesi gerekmektedir. Bu amaçla mevcut Mardin, Ş. Urfa, Diyarbakır ve Batman Organize Sanayi Bölgelerinin “Nitelikli Endüstri Bölgeleri” haline dönüştürülmesi ve GAP’ın tek serbest bölgesi olan Mardin Serbest Bölgesine, ABD’nin Ürdün Serbest Bölgelerine verdiği “Özel Statülü Bölge” ayrıcalığının verilmesini öneriyoruz."
Toplam 190 Trilyon Vergi ve Harçlardan elde edilen gelir.

AKP Ucuz emek cenneti yaratma ,Çin,Vietnam  çalışma jejimini kurma hevesini gerçekleştirmek için istikrarlı adımlar atıyor.Kürt illerinde hızla emek yoğun üretim yapan fabrikalar kuruluyor, özellikle tekstil ve ayakkabı sektöründe işçi bulma kurumu ve  bölge sanayici ve işadamları derneklerinin işbirliğiyle önce deneme süresi adı altında işçileri 6 ay ücretsiz çalıştırarak ,daha sonra asgari ücret üzerinden uzun saatler yoğun bir sömürüye tabi kılarak bedava emek sürecini başlatmış durumda,bu kürt coğrafyasındaki işçileşme sürecini hızlandırırken diğer yandan emeğin giderek ucuzlatılmasının yolunu döşüyor.Kürt ezilenlerinin ve yoksullarının tarımdan dışlanan işsiz kesimlerin sınıf kimliği ekseninde bir varoluş sergilmesi oldukça uzun bir zaman alacak olsada tarihsel açıdan bir olumluluk barındırmaktadır.Ulusal özgürlük talebinin sınıfsal özgürlük talebine yükseltilmesi  kürt ulusal mücadelesinin sınıfsal karakterinde dönüşüm yaratacak ve ezilen kesimlerin işçi sınıfı kimliğiyle mücadele içinde daha fazla söz sahibi olmasının yolunu açacaktır. “Kürt halkı,kürt ulusu“ gibi  kavramların bugüne kadar seslsndirilen ulusal taleplerin karakteri kürt işçisınıfı kimliğinin talepleriyle öne çıkması ayrışmayıda beraberinde getirecektir.Kürt emekçi ve ezilenleri kendi sınıfsal kimliklerinin belirlediği sınıfsal kurtuluş talebini ve sosyalizm istemini yükselteceklerdir. Bugün bu talep büyük metropollerdeki kürt işçi sınıfı için oldukça gecikmiş üstü ulusallıkla örtülmüş bir talep olarak kürt ulusal hareketi üzerinde bir basınç yaratmaktadır.Farklı sınıfların bugüne kadar birarada yürtttüğü burjuva nitelikli ulusal özgürlük mücadelesinin sınıfsal bir zeminde ayrışması kürt ulusal sorunun sosyalizm ekseninde bir çözüme yönelmesini hızlandıracaktır.Bu süreç oldukça sıkıntılı kırılganlıklar, çeşitli çatışmalar içeren bir yol izleme potansiyeli taşıyor olsada tarihsel olarak kürt mücadelesinin dinamiğine uygun talepler etrafında yeni bir sınıfsal kimlik oluşumunun yolunu açacaktır. Kürt ulusal mücadelesini silahlı olarak yürüten dağlardaki gerillalarda metropollerdeki kürt işçileride aynı sınıfın mensubudur kürt ezilen sınıf kimliğine sahiptir.İşçi sınıfı içinde giderek yoğunlaşan ve en zorlu koşullarda çalışan kürt işçilerinin kendi sınıf kimliği ve sınıfsal talepleriyle sınıf mücadelesi içindeki yerini alacak ve bu tüm bölgedeki mücadelelerin karakterini etkileyebilecek devrimci bir dinamiğe sahip olduğunu görmek gerekiyor. Büyük kentlerde ya da kürt illerinde asgari ücretin çok altında çalışan işçilerin Tuzla tersanelerinde ölümüne çalıştırılan işçilerin patronları da kürttür,ama bu aynı ulusun farklı çıkarlara sahip iki sınıfının çıkarları ulusal taleplerle örtülemez hale gelmiştir.Bizim dostumuz ve birlikte mücadele edeceğimiz sınıf bellidir kürt emekçi ve ezilenleri yani kürt işçi sınıfıdır . Sınıf mücadelesini kimliklere bölmek elbette doğru değildir bu sadece durumun tanımlanması açısından kurulan bir dildir. Marks'ın Komünist Manifesto da öne çıkardığı “BÜTÜN ÜLKELERİN İŞÇİLERİ BİRLEŞİN” şiarı bugün bütün dünya işçilerine yol gösteren her zamankinden daha gerçek bir talep olarak işçi sınıfına yol göstermektedir.Sermayenin giderek merkezileştiği bir dünyada işçisınıfının mücadelesi de Uluslararası bir mücadele olarak yürüyecektir. Enternasyonalizm bunun Marksın yaşadığı dönemde formüle edilmiş bugün çok daha büyük öneme sahip olmazsa olmazımızdır.Dünyanın neresinde olursa olsun yükselen devrimci mücadeleler direk ya da dolaylı Uluslar arası sermayeye yönelik hareketlerdir, işçi sınıfının tüm örgütleri ve devrimcilik iddiası taşıyan her yapılanma bunu böyle anlamak ve anlamlandırmak zorundadır.Çağımız Emperyalizm çağıdır yani Lenin,in deyimiyle proleter devrimler çağıdır.Bu çağı iyi anlamak zorundayız sermaye sınıfı ulusal niteliğini yitireli çok zaman oldu,Dünyanın her yerinde uluslararsı tekellere ait aynı markaların kuşatması altındayız. Otomobilden, diş macununa, bilgisayardan,hamburgere,Hipermarketlerden,ambalajlı içme suyuna,hergün dakikalarca konuşmaya zorlandığınız cep telefonlarını üreten tekellere kadar, dünyanın en ücra köyünde bile olsanız sizi bulan pazarına dahil eden bir sermaye var.İşçilerin kollektif olarak üretttiği ürünler üretildiği ülkeden çok uzaklarda tüketime arz oluyor,Dünyanın bütün işçileri bir avuç asalak sermaye grubunun doymak bilmez kar hırsı için üretim yapıyor.Zihnini,bilgisini bedenini hızla yıpratarak,tüketerek kar ın gerçekleşmesine hizmet ediyor.Emperyalist Kapitalizm sadece canlı emeğimiz değil yaşadığımız çevreyi ,doğamızı ,suyumuzu, ormanları ,denizleri her şeyi kara dönüştürmek için hızla yok ediyorlar. Çalışma koşulları kapitalizmin ilk yıllarından daha kötü bir düzeydedir,çocuk işçiliğinin ve kadın emeğinin üretim içindeki payı giderek artmakta sömürü sınır tanımamaktadır.Üretim esnasında ölümler meslek hastalıkları,hızla artmakta buna rağmen işçi güvenliği maliyeti arttıran bir faktör olarak görüldüğü için hiçbir önlem alınmamaktadır.Ama ürün güvenliği söz konusu olduğunda her türlü önlem, maliyet gözetmeden alınmaktadır.Çalışan üreten insan yani işçiler değil, ürün daha değerlidir.Çünkü tüm dünyada teknoloji kullanımının artmasıyla beraber işgücüne duyulan ihtiyaç azalmıştır.İşsizlik artmış daha ucuza,daha kötü koşullarda çalıştırmak normal bir hale getirilmiştir. Uluslararası sermaye ile entegre olmuş TC sermayeside bu yarışa katılmak için uzun süredir çıkardığı yasalarla ve pratik uygulamalarla kendi hükümet ettiği ulusal sınırlarını Sermaye için ucuz emek ,köle emeği,bedava çalıştırma uygulamalarıyla,daha fazla çocuğu çalışmaya zorlayarak rekabet gücü kazanmak istiyor.Ne yazıkki ne işçi sınıfından ne sosyalist örgütlenmelerden bu güne kadar kitlesel bir karşı çıkış gerçekleşmedi.Yaşadığımız coğrafyada sınıfa yönelik saldırılara yanıt üretebilecek, bir karşı çıkışı örgütleyebilecek bir güç görünmüyor .Lokal düzeyde birbirinden kopuk çok fazla sayıda direnişler olsada sınıfa saldırı doğru bir bakış açısıyla kavranamadığından bu kıvılcımlar büyük bir yangına dönüşemiyor. Bu durum sömürüyü giderek derinleştiriyor işçi sınıfını hem fiziksel,hem de moral açıdan ,çürütüyor demoralize ediyor.Umudu büyütmek en küçük direnişleri büyük yangınlara dönüştürmekten bu durumu doğru görmek ve doğru davranışı örgütlemekten geçiyor .Nerede bir direniş bir isyan varsa devrimciler orada bütün güçleriyle olmalıdır.Bütün ayrılıklar bir yana bırakılmalı ortaklaşa daha büyük cüretli devrimci karşı çıkışlar örgütlenmelidir.İşçi sınıfı bu kuşatmayı kırabilecek tarihsel birikime ve güce sahiptir.Eksik olan sınıf bakış açısıdır Sosyalizm ve devrimcilik iddiası taşıyanlar sınıfın yükselen sesine kulak vermeli ve eylemlerini sahipsiz bırakmamalı bütün güçlerimizi seferber ederek buralara yığmalıyız.