Kapitalist sistemin tüm dünya üzerinde hızla
vahşileştiği zamanlarda yaşıyoruz. Her gittiği yerde daha ucuz emek gücüne
salya akıtan kapitalist sınıfla emekçi sınıf kuşkusuz aynı rüyayı görmüyor.
Sermayedarların taşeronluğunu üstlenen devletler bizi aynı rüyayı gördüğümüze
ikna etmek için sayısız çaba sarf ediyorlar. Demokratikleşme belki de bunların
en yüzsüzcesi.
Zira ikna olmayan emekçilere zor gücü ile müdahale eden devletin yüzü bellidir, görünür. Gazla, çolpa, bombayla, TOMA’yla… Tıpkı Ankara’daki KESK eyleminde gösterdiği gibi.
Zira ikna olmayan emekçilere zor gücü ile müdahale eden devletin yüzü bellidir, görünür. Gazla, çolpa, bombayla, TOMA’yla… Tıpkı Ankara’daki KESK eyleminde gösterdiği gibi.
Kapitalist sistem emek gücünü sadece işçi olmak
üzerinden sömürmez. Kadın olmanız, çocuk olmanız, öğrenci olmanız, göçmen olmanız
yahut bir başka etnik kimlikten olmanız daha da kolay ve daha da fazla
sömürülmenizin koşullarını yaratır. Bu yüzden Türkiye’de Kürt olmak sistem
tarafından sömürülmenin bir diğer ayağıdır. Batı illerinde en ucuz, güvencesiz
işlerde çalışmaya mahkûm olmaktır Türkiye’de Kürt olmak. Topraklarından zorla
göç ettirilenlerin kaderi olmuştur İstanbul’un merdiven altı atölyelerinde
çalışmak, hamallık yapmak, Silikozis’ten hergün damla damla zehirlenip ölüme mahkûm
olmak. Diğer taraftan Bölge’de kalmak ise işsizliğe razı olmak demektir.
Şimdi devlet diyor ki, “artık İstanbul’da Bursa’da seni istemiyoruz ey Kürt işçisi, sen geri dön memleketine. İşsiz kalırım diye de korkma yatırımlar artacak”. Göç etmeye niyetli olanlara yahut başka niyeti olanlara ise diyor ki, “dur bekle, açıkladığım bu son teşvik paketiyle yatırımlar artacak, iş sahibi olacaksın.”
Şimdi gelin biraz yakından bakalım o halde bu son
teşvik paketine. Devlet gerçekten Kürt emekçi sınıfına ne vaat ediyor bir
görelim:
Sosyo-ekonomik gelişmişlik sıralamasına göre 6
bölgeye ayrılan 81 il içerindeki 15 Kürt ili 6. Bölge olarak belirlenmiş. Yani
Türkiye’nin “en geri” bölgesi olan 6. Bölge yeni teşvik sistemiyle birlikte “en
avantajlı” bölge olacak. Kim için? Tabiî ki bu bölgeye yatırım yapacak cengâver
girişimciler için. Bu bölgeye yatırım yapan işverenler 10 yıl süreyle [Yatırım
Organize Sanayi Bölgesi (OSB)’ye yapılırsa 12 yıl süreyle] SSK işveren payı,
SSK işçi payı ve Gelir Vergisi stopajından muaf kılınacak. Başbakan soruyor:
“Yani bu ne demektir? Asgari ücretle toplam maliyeti işgücünü satın almaktadır.
Emeği satın almaktadır. Her şeyi, burada artıları devlet üstlenmiş oluyor ve
işverene sadece asgari ücret kalmış oluyor net olarak”[1] Bu hesaba göre bu
bölgede yatırım yapan bir işveren için bir işçinin maliyeti net 634,64 lira
olacak. Tabi eğer işveren sigorta yaparsa, nitekim Batman’da gezip-görüştüğümüz
Tekstilkent’deki tekstil atölyelerinde sigortasız çalışmanın yaygın olduğunu
gördük.* Bununla beraber vergi indirimi ile ekstra bir finansman desteği de
sunuluyor.
Örneğin Kocaeli’nde yatırımı olan bir yatırımcı, gidip Muş’a da yatırım yaparsa yatırıma katkı oranının yüzde 80’ini Kocaeli’nde elde ettiği kazancın vergisinden düşebilecek.
Örneğin Kocaeli’nde yatırımı olan bir yatırımcı, gidip Muş’a da yatırım yaparsa yatırıma katkı oranının yüzde 80’ini Kocaeli’nde elde ettiği kazancın vergisinden düşebilecek.
Buradan bakılınca Kürt emekçisi gerçekten iş, aş
sahibi olacak diye düşünülebilir ama Çağlayan ekliyor: “Her sektöre destek vermeyeceğiz yalnız
özellikle emek yoğun sektörlere ağırlıklı olarak teşvik vereceğiz.”[2] Tekstil
gibi mesela, üstelik tekstil için 1. Bölge’den 6. Bölge’ye taşınacak
yatırımcılara taşınma desteği bile sunuluyor.
Tekstil sektörü bilindiği üzere en ucuz işçiliğin,
en uzun çalışma saatlerinin, en sağlıksız çalışma koşullarının olduğu en
güvencesiz iş kollarından biridir. Yıllardır Batı illerinde bu koşullarda
çalışan Kürt emekçilerine şimdi aynı koşullarda çalışmaya devam edin ama bu kez
kendi memleketinizde çalışın deniyor.
Katıldığı bir toplantıda teşvik planı üzerine konuşan Çağlayan, “Konfeksiyon sektörü gibi emek yoğun sektörler bayan istihdamının en fazla olduğu sektörlerin başında geliyor. Bu sektörlerde Doğu ve Güneydoğu’da belirlenecek olan illeri biz Çinle, Pakistanla, Bangladeşle ve Vietnamla rekabet edebilecek bir bölge haline getireceğiz. Bilhassa terör anlamında, istihdamın sağlanması, insanların kahve köşelerinden alınarak ekonomiye katılması önemli.
Böyle bir güzel sistem açıklanacak ki bu sistem açıklandığında insanlarımız Çin’de Vietnam’da Bangladeş’teki gibi onların köle maaşlarıyla değil asgari ücreti eline net alacağı bir sistem olacak.”[3] diyor. Yine sevgili Bakanımız benzer bir ifadeyi yıllar önce de kullanmış ve“ Türkiye’nin en uzak köşesi bile AB pazarlarına, Çin ya da Hindistan’dan daha yakındır. Düşük gelirli illerimizde yerel asgari ücret uygulamasına geçerek, bu bölgelerimizi Türkiye’nin Çin’i yapabilir; özellikle emek yoğun sektör yatırımlarını düşük gelirli bölgelerimize kaydırarak, hem işsizliği azaltıp hem de ihracatta rekabet gücümüzü destekleyebiliriz.”[4] demiş.
Bu ifadelere bakılırsa devletin Bölgeye dair planını bellidir. Üstelik bunu ifade etmekten gram çekinilmiyor bile. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Çin olacak, Türkiye Büyüyecek. Bu iktisadi manevranın en önemli dayanağı ise, gerçekleşecek yatırımların “terör” ün “panzehiri” olacağı iddiası.
Bölgeyi yıllardır uyguladığı/uygulamadığı politikalarla ucuz emek gücü deposu haline getiren devlet şimdi de bunu bir fırsata çevirmeye çalışıyor. Sermayeye 6. Bölge diye işaret ettiği Kürt Bölgesi’nde yıllardır sürdürdüğü sömürgeci politikaları derinleştirmek, bundan nemalanmak istiyor. AKP Hükümeti Kürt Hareketinin “BİR HALKIN VAROLUŞ” sorunu olduğunu görmezden gelerek bir taraftan “cici” paketler açıklayarak Kürt halkını nasıl sömür(t)eceğini anlatırken diğer taraftan sahip olduğu kolluk kuvvetleri ile Bölge’de OHAL havası estiriyor.
Azize Aslan / 13 Nisan 2012.
Saved under Köşe Yazıları, Manşet
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder