9 Ocak 2013 Çarşamba
2 Ocak 2013 Çarşamba
Kadehler tokuşurken - Çalışma Yaşamı Haber - Online BirGün
ŞİŞE CAM DA İŞTEN ÇIKARILAN İŞÇİLER DİRENİYOR...
Kadehler tokuşurken - Çalışma Yaşamı Haber - Online BirGün
5 Temmuz 2012 Perşembe
KÜRT MÜCADELESİNDE SINIFSAL AYRIŞMA VE SOSYALİZM MÜCADELESİ !
B. GAP BÖLGESİNDE SANAYİLEŞMENİN (NSB – QIZ) AVANTAJLARI
- Maden ve Mineral kaynaklarının bölgede zengin rezervlere sahip olması,
- Ham madde temin kolaylığı,
- Ulaşım; Hava alanları, DDY yol şebekesinin mevcudiyeti, İpek Yolu kolaylığı,
- GAP’ın Tarım ve Gıda ile Tekstil ürünlerinin verim ve bolluğu,
- Kurulacak yatırımlarda yeni teknoloji kullanımı,
- Turizm; Alışverişe gelecek insanların gezi ve harcamalarının kolaylığı,
- Güvenlik ve Hizmet Sektörleri ile Müteahhitlik Hizmetlerinden faydalanmanın kolaylığı,
- Ucuz ve nitelikli işgücü,
- Tüketim pazarlarına yakınlık,
- Bürokratik İşlemlerin Azlığı,
- Vergi Düşüklüğü,
HABUR GÜMRÜK KAPISINDAN YAPILAN TİCARETTEN DEVLETİN ALDIĞI VERGİLER
DEVLETİN ve KURULUŞLARIN KAZANCI
Yıllık
Devletin Tahsil Ettiği Vergi ve Harçlar;
- 111 Trilyon 285 Milyar KDV,
- 44 Trilyon 773 Milyar Motorlu Taşıt Vergisi,
- 18 Trilyon 350 Milyar Hayat Standardı Üzerinden Vergi,
- 1 Trilyon Fonlar ve Damga Vergisi,
- 2 Trilyon Stopaj Vergisi,
- 3 Trilyon Muayene Harcı,
- 10 Trilyon ŞIRGEV ile diğer Kurum ve Kuruluşlara yapılan kesinti ve bağışlar,
- TPİC’ in Karı bunun dışındadır,KÜRT SERMAYEDARLARININ ARZU VE İSTEKLERİ"Yabancı sermaye dengesinin GAP’ta kurulması bakımından, sermaye ve yatırımların GAP Bölgesine çekilmesi gerekmektedir. Bu amaçla mevcut Mardin, Ş. Urfa, Diyarbakır ve Batman Organize Sanayi Bölgelerinin “Nitelikli Endüstri Bölgeleri” haline dönüştürülmesi ve GAP’ın tek serbest bölgesi olan Mardin Serbest Bölgesine, ABD’nin Ürdün Serbest Bölgelerine verdiği “Özel Statülü Bölge” ayrıcalığının verilmesini öneriyoruz."
Toplam
190 Trilyon Vergi ve Harçlardan elde edilen gelir.
AKP Ucuz emek cenneti yaratma ,Çin,Vietnam çalışma jejimini kurma
hevesini gerçekleştirmek için istikrarlı adımlar atıyor.Kürt
illerinde hızla emek yoğun üretim yapan fabrikalar kuruluyor,
özellikle tekstil ve ayakkabı sektöründe işçi bulma kurumu ve bölge sanayici ve işadamları derneklerinin işbirliğiyle önce deneme
süresi adı altında işçileri 6 ay ücretsiz çalıştırarak
,daha sonra asgari ücret üzerinden uzun saatler yoğun bir
sömürüye tabi kılarak bedava emek sürecini başlatmış
durumda,bu kürt coğrafyasındaki işçileşme sürecini
hızlandırırken diğer yandan emeğin giderek ucuzlatılmasının
yolunu döşüyor.Kürt ezilenlerinin ve yoksullarının tarımdan
dışlanan işsiz kesimlerin sınıf kimliği ekseninde bir varoluş
sergilmesi oldukça uzun bir zaman alacak olsada tarihsel açıdan
bir olumluluk barındırmaktadır.Ulusal özgürlük talebinin
sınıfsal özgürlük talebine yükseltilmesi kürt ulusal
mücadelesinin sınıfsal karakterinde dönüşüm yaratacak ve
ezilen kesimlerin işçi sınıfı kimliğiyle mücadele içinde daha
fazla söz sahibi olmasının yolunu açacaktır. “Kürt halkı,kürt ulusu“ gibi kavramların bugüne kadar seslsndirilen ulusal taleplerin karakteri kürt işçisınıfı kimliğinin talepleriyle öne çıkması ayrışmayıda beraberinde
getirecektir.Kürt emekçi ve ezilenleri kendi
sınıfsal kimliklerinin belirlediği sınıfsal kurtuluş talebini
ve sosyalizm istemini yükselteceklerdir. Bugün bu talep büyük
metropollerdeki kürt işçi sınıfı için oldukça gecikmiş
üstü ulusallıkla örtülmüş bir talep olarak kürt ulusal
hareketi üzerinde bir basınç yaratmaktadır.Farklı sınıfların
bugüne kadar birarada yürtttüğü burjuva nitelikli ulusal
özgürlük mücadelesinin sınıfsal bir zeminde ayrışması kürt
ulusal sorunun sosyalizm ekseninde bir çözüme yönelmesini
hızlandıracaktır.Bu süreç oldukça sıkıntılı kırılganlıklar,
çeşitli çatışmalar içeren bir yol izleme potansiyeli taşıyor
olsada tarihsel olarak kürt mücadelesinin dinamiğine uygun
talepler etrafında yeni bir sınıfsal kimlik oluşumunun yolunu
açacaktır. Kürt ulusal mücadelesini silahlı olarak yürüten
dağlardaki gerillalarda metropollerdeki kürt işçileride aynı
sınıfın mensubudur kürt ezilen sınıf kimliğine sahiptir.İşçi
sınıfı içinde giderek yoğunlaşan ve en zorlu koşullarda
çalışan kürt işçilerinin kendi sınıf kimliği ve sınıfsal
talepleriyle sınıf mücadelesi içindeki yerini alacak ve bu tüm
bölgedeki mücadelelerin karakterini etkileyebilecek devrimci bir
dinamiğe sahip olduğunu görmek gerekiyor. Büyük kentlerde ya da
kürt illerinde asgari ücretin çok altında çalışan işçilerin
Tuzla tersanelerinde ölümüne çalıştırılan işçilerin
patronları da kürttür,ama bu aynı ulusun farklı çıkarlara
sahip iki sınıfının çıkarları ulusal taleplerle örtülemez
hale gelmiştir.Bizim dostumuz ve birlikte mücadele edeceğimiz
sınıf bellidir kürt emekçi ve ezilenleri yani kürt işçi
sınıfıdır . Sınıf mücadelesini kimliklere bölmek
elbette doğru değildir bu sadece durumun tanımlanması açısından
kurulan bir dildir. Marks'ın Komünist Manifesto da öne çıkardığı
“BÜTÜN ÜLKELERİN İŞÇİLERİ
BİRLEŞİN” şiarı bugün bütün dünya işçilerine yol
gösteren her zamankinden daha gerçek bir talep olarak işçi
sınıfına yol göstermektedir.Sermayenin giderek merkezileştiği
bir dünyada işçisınıfının mücadelesi de Uluslararası bir
mücadele olarak yürüyecektir. Enternasyonalizm bunun Marksın
yaşadığı dönemde formüle edilmiş bugün çok daha büyük
öneme sahip olmazsa olmazımızdır.Dünyanın neresinde olursa
olsun yükselen devrimci mücadeleler direk ya da dolaylı Uluslar
arası sermayeye yönelik hareketlerdir, işçi sınıfının tüm
örgütleri ve devrimcilik iddiası taşıyan her yapılanma bunu
böyle anlamak ve anlamlandırmak zorundadır.Çağımız Emperyalizm
çağıdır yani Lenin,in deyimiyle proleter devrimler çağıdır.Bu
çağı iyi anlamak zorundayız sermaye sınıfı ulusal niteliğini
yitireli çok zaman oldu,Dünyanın her yerinde uluslararsı
tekellere ait aynı markaların kuşatması altındayız.
Otomobilden, diş macununa,
bilgisayardan,hamburgere,Hipermarketlerden,ambalajlı içme
suyuna,hergün dakikalarca konuşmaya zorlandığınız cep
telefonlarını üreten tekellere kadar, dünyanın en ücra köyünde
bile olsanız sizi bulan pazarına dahil eden bir sermaye
var.İşçilerin kollektif olarak üretttiği ürünler üretildiği
ülkeden çok uzaklarda tüketime arz oluyor,Dünyanın bütün
işçileri bir avuç asalak sermaye grubunun doymak bilmez kar hırsı
için üretim yapıyor.Zihnini,bilgisini bedenini hızla
yıpratarak,tüketerek kar ın gerçekleşmesine hizmet
ediyor.Emperyalist Kapitalizm sadece canlı emeğimiz değil
yaşadığımız çevreyi ,doğamızı ,suyumuzu, ormanları
,denizleri her şeyi kara dönüştürmek için hızla yok ediyorlar.
Çalışma koşulları kapitalizmin ilk yıllarından daha kötü bir
düzeydedir,çocuk işçiliğinin ve kadın emeğinin üretim
içindeki payı giderek artmakta sömürü sınır
tanımamaktadır.Üretim esnasında ölümler meslek
hastalıkları,hızla artmakta buna rağmen işçi güvenliği
maliyeti arttıran bir faktör olarak görüldüğü için hiçbir
önlem alınmamaktadır.Ama ürün güvenliği söz konusu olduğunda
her türlü önlem, maliyet gözetmeden alınmaktadır.Çalışan
üreten insan yani işçiler değil, ürün daha değerlidir.Çünkü
tüm dünyada teknoloji kullanımının artmasıyla beraber işgücüne
duyulan ihtiyaç azalmıştır.İşsizlik artmış daha ucuza,daha
kötü koşullarda çalıştırmak normal bir hale getirilmiştir.
Uluslararası sermaye ile entegre olmuş TC sermayeside bu yarışa
katılmak için uzun süredir çıkardığı yasalarla ve pratik
uygulamalarla kendi hükümet ettiği ulusal sınırlarını Sermaye
için ucuz emek ,köle emeği,bedava çalıştırma
uygulamalarıyla,daha fazla çocuğu çalışmaya zorlayarak rekabet
gücü kazanmak istiyor.Ne yazıkki ne işçi sınıfından ne
sosyalist örgütlenmelerden bu güne kadar kitlesel bir karşı
çıkış gerçekleşmedi.Yaşadığımız coğrafyada sınıfa
yönelik saldırılara yanıt üretebilecek, bir karşı çıkışı
örgütleyebilecek bir güç görünmüyor .Lokal düzeyde
birbirinden kopuk çok fazla sayıda direnişler olsada sınıfa
saldırı doğru bir bakış açısıyla kavranamadığından bu
kıvılcımlar büyük bir yangına dönüşemiyor. Bu durum sömürüyü
giderek derinleştiriyor işçi sınıfını hem fiziksel,hem de
moral açıdan ,çürütüyor demoralize ediyor.Umudu büyütmek en
küçük direnişleri büyük yangınlara dönüştürmekten bu
durumu doğru görmek ve doğru davranışı örgütlemekten geçiyor
.Nerede bir direniş bir isyan varsa devrimciler orada bütün
güçleriyle olmalıdır.Bütün ayrılıklar bir yana bırakılmalı
ortaklaşa daha büyük cüretli devrimci karşı çıkışlar
örgütlenmelidir.İşçi sınıfı bu kuşatmayı kırabilecek
tarihsel birikime ve güce sahiptir.Eksik olan sınıf bakış
açısıdır Sosyalizm ve devrimcilik iddiası taşıyanlar sınıfın
yükselen sesine kulak vermeli ve eylemlerini sahipsiz bırakmamalı
bütün güçlerimizi seferber ederek buralara yığmalıyız.
25 Haziran 2012 Pazartesi
ÖZGÜRLÜK ARAYIŞI HER ZAMAN BASKIYLA KARŞILANIR
KCK ADI ALTINDA HERYERDE OPERASYON SÜRÜYOR !..
KESK'e 20 ilde KCK operasyonu
KCK soruşturması kapsamında KESK’e ve konfederasyona bağlı sendiklara 20 ilde operasyon düzenlendi. Aralarında KESK Başkanı Lami Özgen'in de bulunduğu 71 kişi için gözaltı kararı çıkartıldı.
Güncelleme: 11:55 TSİ 25 Haziran. 2012 Pazartesi ntv-mnsnbc
ANKARA - Özel yetkili Ankara Cumhuriyet Başsavcıvekilliği'nin talimatıyla terör örgütü PKK'nın şehir yapılanması olduğu öne sürülen KCK'ya yönelik soruşturma kapsamında Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) ve konfederasyona bağlı sendikalara operasyon düzenlendi.
Terörle Mücadele Şubesi ekipleri Ankara, Eskişehir, Aydın, Diyarbakır, Hakkari, Adana ve İzmir'in de arasında bulunduğu 20 ilde birçok adrese baskın yaptı.
Ankara’da da polis ekipleri, sabah 06.00 sıralarında Eğitim Sen Genel Merkezi'ne giderek, arama başlattı.
KESK Genel Başkanı Lami Özgen ve Eğitim-Sen Diyarbakır Şube Başkanı Kasım Birtek'in de aralarında bulunduğu 6 kişi Diyarbakır’da gözaltına alındı.
71 GÖZALTI KARARI
Soruşturmada KESK ve Eğitim Sen'in yanı sıra SES, BES, Tüm Bel-Sen ve Birleşik Taşımacılık Sendikası'nın bir kısmı eski 71 yetkilisi hakkında gözaltı kararı çıkartıldığı öğrenildi.
TOMBUL: MÜCADELEMİZ SÜRECEKSendikanın genel merkezi önünde yaptığı açıklamada, operasyonlara tepki gösteren KESK Genel Sekreteri İsmail Hakkı Tombul, hükümetin kendisi gibi düşünmeye herkesi susturmaya çalıştığını söyledi.
Tombul, şöyle konuştu:
''Bu gözaltıların nedeni KESK'in kamuda yeni uygulamalara karşı sürdürdüğü itiraz, 21 Aralık'ta yaptığı grev, 28-29 Mart'ta bütün Türkiye'yi doğrudan etkileyen '4+4+4' diye bilinen yasaya karşı gösterdiği direnç ve 23 Mayıs'ta toplu sözleşmede verilen zamlara itiraz ettiği için yapılan büyük grevdir.
Türkiye'nin Suriye'ye müdahalenin eşiğine geldiği, emperyalist müdahaleye ve ‘savaşa hayır’ diyen güçlerin sokağa çıkacağı bir dönemde, bu mücadeleyi engellemek için KESK'e dönük bir operasyon gerçekleştirildi.''
KESK'in kamuoyunda marjinalize edilmeye çalışıldığını ifade eden Tombul, “AKP hükümeti şunu bilmelidir ki bugüne kadar uyguladığı hiçbir gözaltı, baskı KESK'i mücadelesinden alıkoyamamıştır, bundan sonra da mücadelemizi engelleyemeyecektir” dedi.
Tombul, saat 17.00'de Kızılay'da toplanarak Başbakanlık'a doğru yürüyeceklerini sözlerine ekledi.
YILDIZ: HÜKÜMETİN OPERASYONU
YILDIZ: HÜKÜMETİN OPERASYONU
Eğitim-Sen Genel Başkanı Ünsal Yıldız da "Siyasal iktidarın bir operasyonuyla karşı karşıyayız'' dedi.
Sendikalarına yönelik bu tutumun sonuç vermeyeceğini ifade eden Yıldız, ''Bu ve benzeri operasyonlarla sendikamızın yıpratılmasına, baskı altına alınmasına olanak olduğunu zannedenler yanılmaktadır'' diye konuştu.
'DARBE GÖRÜNTÜSÜ'
Bu arada, operasyonların ardından bazı CHP ve BDP’li milletvekilleri KESK Genel Merkezi’ne gitti.
Muhalefetin susturulmak istendiğini söyleyen CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, Ankara'nın merkezinde gördüğümüz bu görüntü bir darbe görüntüsüdür. Yargı eliyle yapılan bu operasyonlar AKP iktidarının muhalefeti sindirme operasyonudur. Karşısında durmaya devam edeceğiz'' diye konuştu.
Etnik bir av yapıldığını ifade eden BDP Grup Başkanvekili Hasip Kaplan da şöyle konuştu: ''Bu mahkeme kararına bakınca şunu anladık ki hükümete ve özel yetkili mahkemelere göre bu ülkede Kürt olmak suç. Eğitimden sağlığa her alandaki sendika ve konfederasyonların en temel hak ve hürriyetlerine darbe dönemlerinde dahi böyle bir saldırı olmamıştır."
'YASADIŞI ÖRGÜT GİBİ GÖSTERMEYE ÇALIŞIYORLAR'
İnsan Hakları Derneği Genel Başkanı ve konfederasyonun Hukuk Danışmanı Öztürk Türkdoğan, sendikal çalışmaların, yasadışı örgüt çalışmalarıymış gibi lanse edilmek istendiğini ifade etti.
Çağdaş Hukukçular Derneği Başkanı ve konfederasyonun Avukatı Selçuk Kozağaçlı, haklı gerekçeye dayanan bir arama veya zapt etme kararı olmaksızın sadece genel başkanın işyeri diye gösterilerek bazı evraklara el konulmasını kabul edemeyeceklerini söyledi.
Mazlum-Der Genel Başkanı Faruk Ünsal da konfederasyonun yanında olduklarını bildirdi.
'SUSTURACAKLARIN ZANNEDENLER YANILGI İÇERSİNDE'
Yazılı bir açıklama yapan DİSK Genel Başkanı Erol Ekici de, gözaltına alınanların serbest bırakılmasını isteyerek, ''Emek ve demokrasi mücadelesinde önemli yeri olan KESK'i, baskı ve engellemelerle susturacaklarını zannedenler büyük yanılgı içerisindedir'' dedi.
19 Haziran 2012 Salı
Kürt sorunu ve emek -Tufan Sertlek :: www.sendika.org
| Kürt sornu ve emek -Tufan Sertlek | u ![]() |
| 19 Haziran 2012 - Tufan Sertlek | |
Demokratik Toplumcu Sendikacılık (DTS) aslında Kürt siyasi hareketinin ulusal kurtuluş mücadelesi ütopyası üzerine kurulmuş bir sendikal strateji
9-10 Haziran günleri Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Diyarbakır’da "Emek Çalıştayı" düzenledi. Çalıştaya çeşitli sendikalar, siyasi partiler ve derneklerden temsilciler davet edildi. Çalıştayın birinci günü yeni çıkartılan "Teşvik Yasası" ve bu temelde "Bölgenin Çinleştirilmesi" konuları tartışıldı. İkinci gün ise sınıf hareketinde yeni açılımlar ve bölgede emek hareketinin örgütlenmesi için somut olarak yapılması gerekenler üzerine tartışmalar yürütüldü. İki gün boyunca beni en çok etkileyen DTK adına yapılan "Demokratik Toplumcu Sendikacılık" başlıklı sunum oldu. Herşeyden önce Kürt siyasi hareketinin emek hareketine bu kadar ilgili olması ve düşüncelerini bir stratejik düşünce çerçevesinde ortaya koyması çok önemliydi. Zira 2007’den beri bölgede yürüttüğümüz taşeron sağlık işçilerinin örgütlenmesinde en çok sıkıntı duyduğumuz husus bölgedeki emek hareketinde görülen zayıflık ve hatta Kürt siyasi hareketinin bu konuya ilgisizliğiydi. O kadar ki iki günlük toplantıda da sık sık gündeme geldiği gibi BDP’nin yönetimde olduğu belediyelerde taşeron firma eliyle işçi çalıştırma esas çalıştırma haline gelmişti. DTK temsilcileri bu konuyu en kısa sürede ele alacaklarını ve bu durumdan rahatsız olduklarını açık olarak ifade ettiler. Demokratik Toplumcu Sendikacılık (DTS) aslında Kürt siyasi hareketinin ulusal kurtuluş mücadelesi ütopyası üzerine kurulmuş bir sendikal strateji. Esas çıkış noktası "20. Yüzyılın toplumsal gerçekliği üzerine kurulmuş sınıflar kombinezonuna göre oluşmuş ‘geleneksel sendikal hareketin’ bugüne ve geleceğe ait bir alternatif olamayacağı…" Bu saptamaya ulaşan ayrıntılı değerlendirmeler ve analizler uzun süredir bizler tarafından da yapılan tartışmalarla aynı paralelde ele alınmış. Ancak sınıf hareketinin hedefleri ve hareket tarzı üzerine yapılan değerlendirmeler hem bizim tarafımızdan hem de çalıştaya katılan diğer sosyalist parti ve bireyler tarafından eleştirildi. Eleştirilerin esası gerek alternatif sosyalist toplum projesi gerekse de buna bağlı ele alınmış sınıf hareketi projeksiyonunun Marksist bazı temel düsturlardan uzaklaşılarak oluşturulmuş olmasıydı. Orada telaffuz edilmedi ama Kürt siyasi hareketinin sosyalizm projesi Post Marksist yaklaşımlardan hayli etkilenmiş görünüyor. Sınıf kavramının muğlaklaştırılması, işçi sınıfının diğer sınıf ve kesimlerden biri olarak sınırlandırılması, toplumsal özne olarak “kalabalıklar” belirlemesi, doğal toplum vurgusu, üretim ilişkileri eleştirisinden çok anti-devletçi vurgunun belirginliği dikkat çekiciydi. Hatta dağıtılan sunum özeti metninde kendilerinin yaptığı anti devletçi vurgunun anarşizmle karıştırılmaması gerektiği konusunda özel uyarı yapılıyordu. Diğer taraftan DTK temsilcilerinin DTS’yi tartışmaya sunduklarını ve katkı beklediklerini ifade etmeleri de yeni bir emek hareketine olan istek ve inançları konusundaki samimiyetin en önemli göstergesiydi. Dışarıdan bakıldığında silahlı mücadele temelinde yürüyen bir ulusal mücadelenin içeriği konusunda Kürt siyasi hareketinin ne düşündüğünü görmek mümkün olamayabilir. Ancak özellikle bölgede fiilen başlamış olan kooperatif deneyleri, komün pratikleri ve çekinmeksizin dile getirilen “sosyalizm” iddiası en azından benim için çok kıymetliydi. Kürt siyasi hareketinin son yıllarda yaşadığı zorlu süreç, KCK operasyonları kıskacında “Demokratik Özyenetim” tartışmalarının içeriğini sosyalizmle doldurmaya çalışmaları sadece Kürt hareketi için değil ayna zamanda batıdaki emek hareketi ve aktörleri açısından da büyük imkanlar sunuyor. Kürt siyasi hareketinin bu sınıfsal tercihinin güçlendirilmesi batıdaki emek hareketinin Türk şövenizminin ve ırkçılığının geriletilmesi için üzerine bir rol biçmesiyle de yakından ilişkili olsa gerek. | |
14 Haziran 2012 Perşembe
Kürt Coğrafyası’nda Kapitalizm
Kapitalist sistemin tüm dünya üzerinde hızla
vahşileştiği zamanlarda yaşıyoruz. Her gittiği yerde daha ucuz emek gücüne
salya akıtan kapitalist sınıfla emekçi sınıf kuşkusuz aynı rüyayı görmüyor.
Sermayedarların taşeronluğunu üstlenen devletler bizi aynı rüyayı gördüğümüze
ikna etmek için sayısız çaba sarf ediyorlar. Demokratikleşme belki de bunların
en yüzsüzcesi.
Zira ikna olmayan emekçilere zor gücü ile müdahale eden devletin yüzü bellidir, görünür. Gazla, çolpa, bombayla, TOMA’yla… Tıpkı Ankara’daki KESK eyleminde gösterdiği gibi.
Zira ikna olmayan emekçilere zor gücü ile müdahale eden devletin yüzü bellidir, görünür. Gazla, çolpa, bombayla, TOMA’yla… Tıpkı Ankara’daki KESK eyleminde gösterdiği gibi.
Kapitalist sistem emek gücünü sadece işçi olmak
üzerinden sömürmez. Kadın olmanız, çocuk olmanız, öğrenci olmanız, göçmen olmanız
yahut bir başka etnik kimlikten olmanız daha da kolay ve daha da fazla
sömürülmenizin koşullarını yaratır. Bu yüzden Türkiye’de Kürt olmak sistem
tarafından sömürülmenin bir diğer ayağıdır. Batı illerinde en ucuz, güvencesiz
işlerde çalışmaya mahkûm olmaktır Türkiye’de Kürt olmak. Topraklarından zorla
göç ettirilenlerin kaderi olmuştur İstanbul’un merdiven altı atölyelerinde
çalışmak, hamallık yapmak, Silikozis’ten hergün damla damla zehirlenip ölüme mahkûm
olmak. Diğer taraftan Bölge’de kalmak ise işsizliğe razı olmak demektir.
Şimdi devlet diyor ki, “artık İstanbul’da Bursa’da seni istemiyoruz ey Kürt işçisi, sen geri dön memleketine. İşsiz kalırım diye de korkma yatırımlar artacak”. Göç etmeye niyetli olanlara yahut başka niyeti olanlara ise diyor ki, “dur bekle, açıkladığım bu son teşvik paketiyle yatırımlar artacak, iş sahibi olacaksın.”
Şimdi gelin biraz yakından bakalım o halde bu son
teşvik paketine. Devlet gerçekten Kürt emekçi sınıfına ne vaat ediyor bir
görelim:
Sosyo-ekonomik gelişmişlik sıralamasına göre 6
bölgeye ayrılan 81 il içerindeki 15 Kürt ili 6. Bölge olarak belirlenmiş. Yani
Türkiye’nin “en geri” bölgesi olan 6. Bölge yeni teşvik sistemiyle birlikte “en
avantajlı” bölge olacak. Kim için? Tabiî ki bu bölgeye yatırım yapacak cengâver
girişimciler için. Bu bölgeye yatırım yapan işverenler 10 yıl süreyle [Yatırım
Organize Sanayi Bölgesi (OSB)’ye yapılırsa 12 yıl süreyle] SSK işveren payı,
SSK işçi payı ve Gelir Vergisi stopajından muaf kılınacak. Başbakan soruyor:
“Yani bu ne demektir? Asgari ücretle toplam maliyeti işgücünü satın almaktadır.
Emeği satın almaktadır. Her şeyi, burada artıları devlet üstlenmiş oluyor ve
işverene sadece asgari ücret kalmış oluyor net olarak”[1] Bu hesaba göre bu
bölgede yatırım yapan bir işveren için bir işçinin maliyeti net 634,64 lira
olacak. Tabi eğer işveren sigorta yaparsa, nitekim Batman’da gezip-görüştüğümüz
Tekstilkent’deki tekstil atölyelerinde sigortasız çalışmanın yaygın olduğunu
gördük.* Bununla beraber vergi indirimi ile ekstra bir finansman desteği de
sunuluyor.
Örneğin Kocaeli’nde yatırımı olan bir yatırımcı, gidip Muş’a da yatırım yaparsa yatırıma katkı oranının yüzde 80’ini Kocaeli’nde elde ettiği kazancın vergisinden düşebilecek.
Örneğin Kocaeli’nde yatırımı olan bir yatırımcı, gidip Muş’a da yatırım yaparsa yatırıma katkı oranının yüzde 80’ini Kocaeli’nde elde ettiği kazancın vergisinden düşebilecek.
Buradan bakılınca Kürt emekçisi gerçekten iş, aş
sahibi olacak diye düşünülebilir ama Çağlayan ekliyor: “Her sektöre destek vermeyeceğiz yalnız
özellikle emek yoğun sektörlere ağırlıklı olarak teşvik vereceğiz.”[2] Tekstil
gibi mesela, üstelik tekstil için 1. Bölge’den 6. Bölge’ye taşınacak
yatırımcılara taşınma desteği bile sunuluyor.
Tekstil sektörü bilindiği üzere en ucuz işçiliğin,
en uzun çalışma saatlerinin, en sağlıksız çalışma koşullarının olduğu en
güvencesiz iş kollarından biridir. Yıllardır Batı illerinde bu koşullarda
çalışan Kürt emekçilerine şimdi aynı koşullarda çalışmaya devam edin ama bu kez
kendi memleketinizde çalışın deniyor.
Katıldığı bir toplantıda teşvik planı üzerine konuşan Çağlayan, “Konfeksiyon sektörü gibi emek yoğun sektörler bayan istihdamının en fazla olduğu sektörlerin başında geliyor. Bu sektörlerde Doğu ve Güneydoğu’da belirlenecek olan illeri biz Çinle, Pakistanla, Bangladeşle ve Vietnamla rekabet edebilecek bir bölge haline getireceğiz. Bilhassa terör anlamında, istihdamın sağlanması, insanların kahve köşelerinden alınarak ekonomiye katılması önemli.
Böyle bir güzel sistem açıklanacak ki bu sistem açıklandığında insanlarımız Çin’de Vietnam’da Bangladeş’teki gibi onların köle maaşlarıyla değil asgari ücreti eline net alacağı bir sistem olacak.”[3] diyor. Yine sevgili Bakanımız benzer bir ifadeyi yıllar önce de kullanmış ve“ Türkiye’nin en uzak köşesi bile AB pazarlarına, Çin ya da Hindistan’dan daha yakındır. Düşük gelirli illerimizde yerel asgari ücret uygulamasına geçerek, bu bölgelerimizi Türkiye’nin Çin’i yapabilir; özellikle emek yoğun sektör yatırımlarını düşük gelirli bölgelerimize kaydırarak, hem işsizliği azaltıp hem de ihracatta rekabet gücümüzü destekleyebiliriz.”[4] demiş.
Bu ifadelere bakılırsa devletin Bölgeye dair planını bellidir. Üstelik bunu ifade etmekten gram çekinilmiyor bile. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Çin olacak, Türkiye Büyüyecek. Bu iktisadi manevranın en önemli dayanağı ise, gerçekleşecek yatırımların “terör” ün “panzehiri” olacağı iddiası.
Bölgeyi yıllardır uyguladığı/uygulamadığı politikalarla ucuz emek gücü deposu haline getiren devlet şimdi de bunu bir fırsata çevirmeye çalışıyor. Sermayeye 6. Bölge diye işaret ettiği Kürt Bölgesi’nde yıllardır sürdürdüğü sömürgeci politikaları derinleştirmek, bundan nemalanmak istiyor. AKP Hükümeti Kürt Hareketinin “BİR HALKIN VAROLUŞ” sorunu olduğunu görmezden gelerek bir taraftan “cici” paketler açıklayarak Kürt halkını nasıl sömür(t)eceğini anlatırken diğer taraftan sahip olduğu kolluk kuvvetleri ile Bölge’de OHAL havası estiriyor.
Azize Aslan / 13 Nisan 2012.
Saved under Köşe Yazıları, Manşet
11 Haziran 2012 Pazartesi
Çin'de sınıf kavgaları -Korkut Boratav (soL) :: www.sendika.org
Kaydol:
Yorumlar (Atom)

