22 Şubat 2013 Cuma

SINIFIN GÖRÜNMEYEN KESİMİ TARIM İŞÇİLERİ

Tarım işçilerinin sınıfsal dayanışma ve örgütlenme düzeyinin düşük olmasının nedeni; kolektif emek kullanımı düzeyinin çok düşük olmasıdır. Kolektif emek düşüklüğüne; üretimin sürekli olmaması, çalışma sürelerinin kısa ve mevsimlik olması da eklenince örgütlenme koşulları daha da zorlaşmaktadır.
Bu olumsuz koşulların yanı sıra; mevsimlik işçiler arasında yoğun olarak bulunan küçük grup ilişkileri (aile-akrabalık-aşiret ilişkileri) de eklemek gerekir. Küçük grup ilişkilerinin varlığı kendi içinde güçlü bir ilişki varlığı, güçlü bir dayanışma yaratırken, değişik grupları bir araya getirmede, yani sınıf dayanışması ve birliğini sağlamada olumsuz bir işlev görür.
Mevsimlik tarım işçilerinin dikkat çeken bir başka özelliği çoğunluğunu kadın ve çocuk işçilerin oluşturmasıdır. Aslında bu, tarla ve toprak sahiplerinin özel tercihidir. Çünkü patronlar kadın ve çocuk işçilerden çok daha fazla yararlanmakta, “Ne versek kabul ederler” düşüncesiyle hareket etmektedirler. Tüm bu olumsuz koşulların varlığı, mevsimlik işçilerin ancak ve ancak elçilik kurumu etrafında örgütlenmesine izin vermiştir.
ELÇİLİK KURUMU
Elçi, toprak sahibi ile işçi arasında aracı görevini gören ve işçileri anlaştığı tarla sahibinin işine götüren kişidir. Parasını her bir işçinin gündeliğinden (ücret belirleme komisyonu tarafından miktarı belirlenmektedir) bir kesinti yaparak alıyor. Tarım işçisi için bu yıl Çukurova’da belirlenen günlük yevmiye 30 TL’dir. Bunun 3 TL’sini elçi almakta, 27 TL si işçiye verilmektedir. Tarım alanındaki çalışma düzeninden, konaklama yerinin organizasyonunundan, işverenle ücret pazarlığını kadar her şeyi elçi yürütür. O aracılık işlevinin yanında, çalışma ve barınma düzenini örgütleyen, işçilerin hem ve çevreyle olan dış ilişkilerini hem de kendi iç ilişkilerini düzenleyen bir otoritedir. Daha önceleri elçiler kendileri, çocukları ve akrabalarını yanına alarak bu işi yaparlardı. Bu elçiler küçük elçi yani fakir elçidir, çoğu kendisi de çalışır. Ancak bunlar dışında özellikle son yıllarda yeni bir elçi tipi ortaya çıkmıştır. Bu yeni tip elçiye;  zengin, işletmeci yada taşeron elçi denebilir. Bu yeni tip elçiliği diğerlerinden farklı kılan iki önemli özelliği vardır: Birincisi sermayelerinin olması, İkincisi işçilerle-işverenler arasında değil; küçük elçilerle-büyük işverenler arasında aracılık yapmasıdır. Görüldüğü gibi, kapitalist tekelleşme elçiliği tasfiye etmiyor, onu da beraberinde geliştiriyor, tekelleştiriyor.
TARIM İŞ YASASINA İHTİYAÇ VARDIR
Tarım işçilerinin, ekonomik-sosyal-siyasal taleplerini savunmak bu talepler üzerinden sesini ve eylemini yükseltmek için bir sendikal mücadeleye ihtiyaç varır. Ancak tarım işçilerin-mevsimlik işçilerin her şeyden önce Tarım İş Yasasına ihtiyacı vardır. Bugün tarım iş kolunda; ne tarım işçisini (kadrolu-kadrosuz) nede tarım işverenini tarif eden; tarım iş kolunu düzenleyen bir yasa yoktur. Böyle bir yasa ve düzenleme olmadığı için sendikal haklar, grev hakkı, TİS hakkı, sigorta hakkı, hafta sonu, yıllık ücret hakkı, asgari ücretten yararlanma hakkı, sağlık hakkı vb. çalışma yaşamına sosyal yaşamına dair ne varsa karşılık bulmamaktadır.
Tarım iş kolunda halâ 150 yıl öncesinin feodal hukuku işletilmektedir. Ne daha önceli yürürlükte olan 1475 sayılı iş yasasında ne bugün geçerli olan 4857 Sayılı İş Kanunu Yasasında, ne 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu, nede İŞKUR yasası tarım işçilerini tarif etmemektedir. AKP hükümetinin en son yaptığı iş kanunu düzenlemesinde tarım işçilerinin yine iş kanunun dışında tutuldu. Gelmiş geçmiş hükumetler ve son on yıldır hükmeden AKP de tarım işçileri yasası çıkarmayarak tarım işçileri alanında süren bu kuralsızlığa, kara düzen çalışmaya göz yummaktadır.
Tarım iş koluna uygun bir yasanın olmaması örgütlenmenin zorlaştıran önemli bir etkendir. Öyleyse tarım işçileri örgütlenme mücadelesi verirken aynı zamanda tarım iş koluna uygun yasal bir zemin oluşturması için de çaba sarf etmeliler. Konu aynı zamanda yasal hukuk olduğuna göre Barolar, Hukukçular, Aydınlar, Sendikalar, emekten yana milletvekilleri ve tüm emek güçleri duyarlı davranmalı ve geniş bir kamuoyu yaratılmalıdır. (Adana/EVRENSEL)

22.02.2013             Halil İmrek


5 Temmuz 2012 Perşembe


KÜRT MÜCADELESİNDE SINIFSAL AYRIŞMA VE SOSYALİZM MÜCADELESİ !

B. GAP BÖLGESİNDE SANAYİLEŞMENİN (NSB – QIZ) AVANTAJLARI
  1. Maden ve Mineral kaynaklarının bölgede zengin rezervlere sahip olması,
  2. Ham madde temin kolaylığı,
  3. Ulaşım; Hava alanları, DDY yol şebekesinin mevcudiyeti, İpek Yolu kolaylığı,
  4. GAP’ın Tarım ve Gıda ile Tekstil ürünlerinin verim ve bolluğu,
  5. Kurulacak yatırımlarda yeni teknoloji kullanımı,
  6. Turizm; Alışverişe gelecek insanların gezi ve harcamalarının kolaylığı,
  7. Güvenlik ve Hizmet Sektörleri ile Müteahhitlik Hizmetlerinden faydalanmanın kolaylığı,
  8. Ucuz ve nitelikli işgücü,
  9. Tüketim pazarlarına yakınlık,
  10. Bürokratik İşlemlerin Azlığı,
  11. Vergi Düşüklüğü,

HABUR GÜMRÜK KAPISINDAN YAPILAN TİCARETTEN DEVLETİN ALDIĞI VERGİLER
DEVLETİN ve KURULUŞLARIN KAZANCI
Yıllık Devletin Tahsil Ettiği Vergi ve Harçlar;
  1. 111 Trilyon 285 Milyar KDV,
  2. 44 Trilyon 773 Milyar Motorlu Taşıt Vergisi,
  3. 18 Trilyon 350 Milyar Hayat Standardı Üzerinden Vergi,
  4. 1 Trilyon Fonlar ve Damga Vergisi,
  5. 2 Trilyon Stopaj Vergisi,
  6. 3 Trilyon Muayene Harcı,
  7. 10 Trilyon ŞIRGEV ile diğer Kurum ve Kuruluşlara yapılan kesinti ve bağışlar,
  8. TPİC’ in Karı bunun dışındadır,
    KÜRT SERMAYEDARLARININ ARZU VE İSTEKLERİ 

    "Yabancı sermaye dengesinin GAP’ta kurulması bakımından, sermaye ve yatırımların GAP Bölgesine çekilmesi gerekmektedir. Bu amaçla mevcut Mardin, Ş. Urfa, Diyarbakır ve Batman Organize Sanayi Bölgelerinin “Nitelikli Endüstri Bölgeleri” haline dönüştürülmesi ve GAP’ın tek serbest bölgesi olan Mardin Serbest Bölgesine, ABD’nin Ürdün Serbest Bölgelerine verdiği “Özel Statülü Bölge” ayrıcalığının verilmesini öneriyoruz."
Toplam 190 Trilyon Vergi ve Harçlardan elde edilen gelir.

AKP Ucuz emek cenneti yaratma ,Çin,Vietnam  çalışma jejimini kurma hevesini gerçekleştirmek için istikrarlı adımlar atıyor.Kürt illerinde hızla emek yoğun üretim yapan fabrikalar kuruluyor, özellikle tekstil ve ayakkabı sektöründe işçi bulma kurumu ve  bölge sanayici ve işadamları derneklerinin işbirliğiyle önce deneme süresi adı altında işçileri 6 ay ücretsiz çalıştırarak ,daha sonra asgari ücret üzerinden uzun saatler yoğun bir sömürüye tabi kılarak bedava emek sürecini başlatmış durumda,bu kürt coğrafyasındaki işçileşme sürecini hızlandırırken diğer yandan emeğin giderek ucuzlatılmasının yolunu döşüyor.Kürt ezilenlerinin ve yoksullarının tarımdan dışlanan işsiz kesimlerin sınıf kimliği ekseninde bir varoluş sergilmesi oldukça uzun bir zaman alacak olsada tarihsel açıdan bir olumluluk barındırmaktadır.Ulusal özgürlük talebinin sınıfsal özgürlük talebine yükseltilmesi  kürt ulusal mücadelesinin sınıfsal karakterinde dönüşüm yaratacak ve ezilen kesimlerin işçi sınıfı kimliğiyle mücadele içinde daha fazla söz sahibi olmasının yolunu açacaktır. “Kürt halkı,kürt ulusu“ gibi  kavramların bugüne kadar seslsndirilen ulusal taleplerin karakteri kürt işçisınıfı kimliğinin talepleriyle öne çıkması ayrışmayıda beraberinde getirecektir.Kürt emekçi ve ezilenleri kendi sınıfsal kimliklerinin belirlediği sınıfsal kurtuluş talebini ve sosyalizm istemini yükselteceklerdir. Bugün bu talep büyük metropollerdeki kürt işçi sınıfı için oldukça gecikmiş üstü ulusallıkla örtülmüş bir talep olarak kürt ulusal hareketi üzerinde bir basınç yaratmaktadır.Farklı sınıfların bugüne kadar birarada yürtttüğü burjuva nitelikli ulusal özgürlük mücadelesinin sınıfsal bir zeminde ayrışması kürt ulusal sorunun sosyalizm ekseninde bir çözüme yönelmesini hızlandıracaktır.Bu süreç oldukça sıkıntılı kırılganlıklar, çeşitli çatışmalar içeren bir yol izleme potansiyeli taşıyor olsada tarihsel olarak kürt mücadelesinin dinamiğine uygun talepler etrafında yeni bir sınıfsal kimlik oluşumunun yolunu açacaktır. Kürt ulusal mücadelesini silahlı olarak yürüten dağlardaki gerillalarda metropollerdeki kürt işçileride aynı sınıfın mensubudur kürt ezilen sınıf kimliğine sahiptir.İşçi sınıfı içinde giderek yoğunlaşan ve en zorlu koşullarda çalışan kürt işçilerinin kendi sınıf kimliği ve sınıfsal talepleriyle sınıf mücadelesi içindeki yerini alacak ve bu tüm bölgedeki mücadelelerin karakterini etkileyebilecek devrimci bir dinamiğe sahip olduğunu görmek gerekiyor. Büyük kentlerde ya da kürt illerinde asgari ücretin çok altında çalışan işçilerin Tuzla tersanelerinde ölümüne çalıştırılan işçilerin patronları da kürttür,ama bu aynı ulusun farklı çıkarlara sahip iki sınıfının çıkarları ulusal taleplerle örtülemez hale gelmiştir.Bizim dostumuz ve birlikte mücadele edeceğimiz sınıf bellidir kürt emekçi ve ezilenleri yani kürt işçi sınıfıdır . Sınıf mücadelesini kimliklere bölmek elbette doğru değildir bu sadece durumun tanımlanması açısından kurulan bir dildir. Marks'ın Komünist Manifesto da öne çıkardığı “BÜTÜN ÜLKELERİN İŞÇİLERİ BİRLEŞİN” şiarı bugün bütün dünya işçilerine yol gösteren her zamankinden daha gerçek bir talep olarak işçi sınıfına yol göstermektedir.Sermayenin giderek merkezileştiği bir dünyada işçisınıfının mücadelesi de Uluslararası bir mücadele olarak yürüyecektir. Enternasyonalizm bunun Marksın yaşadığı dönemde formüle edilmiş bugün çok daha büyük öneme sahip olmazsa olmazımızdır.Dünyanın neresinde olursa olsun yükselen devrimci mücadeleler direk ya da dolaylı Uluslar arası sermayeye yönelik hareketlerdir, işçi sınıfının tüm örgütleri ve devrimcilik iddiası taşıyan her yapılanma bunu böyle anlamak ve anlamlandırmak zorundadır.Çağımız Emperyalizm çağıdır yani Lenin,in deyimiyle proleter devrimler çağıdır.Bu çağı iyi anlamak zorundayız sermaye sınıfı ulusal niteliğini yitireli çok zaman oldu,Dünyanın her yerinde uluslararsı tekellere ait aynı markaların kuşatması altındayız. Otomobilden, diş macununa, bilgisayardan,hamburgere,Hipermarketlerden,ambalajlı içme suyuna,hergün dakikalarca konuşmaya zorlandığınız cep telefonlarını üreten tekellere kadar, dünyanın en ücra köyünde bile olsanız sizi bulan pazarına dahil eden bir sermaye var.İşçilerin kollektif olarak üretttiği ürünler üretildiği ülkeden çok uzaklarda tüketime arz oluyor,Dünyanın bütün işçileri bir avuç asalak sermaye grubunun doymak bilmez kar hırsı için üretim yapıyor.Zihnini,bilgisini bedenini hızla yıpratarak,tüketerek kar ın gerçekleşmesine hizmet ediyor.Emperyalist Kapitalizm sadece canlı emeğimiz değil yaşadığımız çevreyi ,doğamızı ,suyumuzu, ormanları ,denizleri her şeyi kara dönüştürmek için hızla yok ediyorlar. Çalışma koşulları kapitalizmin ilk yıllarından daha kötü bir düzeydedir,çocuk işçiliğinin ve kadın emeğinin üretim içindeki payı giderek artmakta sömürü sınır tanımamaktadır.Üretim esnasında ölümler meslek hastalıkları,hızla artmakta buna rağmen işçi güvenliği maliyeti arttıran bir faktör olarak görüldüğü için hiçbir önlem alınmamaktadır.Ama ürün güvenliği söz konusu olduğunda her türlü önlem, maliyet gözetmeden alınmaktadır.Çalışan üreten insan yani işçiler değil, ürün daha değerlidir.Çünkü tüm dünyada teknoloji kullanımının artmasıyla beraber işgücüne duyulan ihtiyaç azalmıştır.İşsizlik artmış daha ucuza,daha kötü koşullarda çalıştırmak normal bir hale getirilmiştir. Uluslararası sermaye ile entegre olmuş TC sermayeside bu yarışa katılmak için uzun süredir çıkardığı yasalarla ve pratik uygulamalarla kendi hükümet ettiği ulusal sınırlarını Sermaye için ucuz emek ,köle emeği,bedava çalıştırma uygulamalarıyla,daha fazla çocuğu çalışmaya zorlayarak rekabet gücü kazanmak istiyor.Ne yazıkki ne işçi sınıfından ne sosyalist örgütlenmelerden bu güne kadar kitlesel bir karşı çıkış gerçekleşmedi.Yaşadığımız coğrafyada sınıfa yönelik saldırılara yanıt üretebilecek, bir karşı çıkışı örgütleyebilecek bir güç görünmüyor .Lokal düzeyde birbirinden kopuk çok fazla sayıda direnişler olsada sınıfa saldırı doğru bir bakış açısıyla kavranamadığından bu kıvılcımlar büyük bir yangına dönüşemiyor. Bu durum sömürüyü giderek derinleştiriyor işçi sınıfını hem fiziksel,hem de moral açıdan ,çürütüyor demoralize ediyor.Umudu büyütmek en küçük direnişleri büyük yangınlara dönüştürmekten bu durumu doğru görmek ve doğru davranışı örgütlemekten geçiyor .Nerede bir direniş bir isyan varsa devrimciler orada bütün güçleriyle olmalıdır.Bütün ayrılıklar bir yana bırakılmalı ortaklaşa daha büyük cüretli devrimci karşı çıkışlar örgütlenmelidir.İşçi sınıfı bu kuşatmayı kırabilecek tarihsel birikime ve güce sahiptir.Eksik olan sınıf bakış açısıdır Sosyalizm ve devrimcilik iddiası taşıyanlar sınıfın yükselen sesine kulak vermeli ve eylemlerini sahipsiz bırakmamalı bütün güçlerimizi seferber ederek buralara yığmalıyız.


25 Haziran 2012 Pazartesi

ÖZGÜRLÜK ARAYIŞI HER ZAMAN BASKIYLA KARŞILANIR


KCK ADI ALTINDA HERYERDE OPERASYON SÜRÜYOR !..

KESK'e 20 ilde KCK operasyonu


KCK soruşturması kapsamında KESK’e ve konfederasyona bağlı sendiklara 20 ilde operasyon düzenlendi. Aralarında KESK Başkanı Lami Özgen'in de bulunduğu 71 kişi için gözaltı kararı çıkartıldı.

Güncelleme: 11:55 TSİ 25 Haziran. 2012 Pazartesi  ntv-mnsnbc
ANKARA - Özel yetkili Ankara Cumhuriyet Başsavcıvekilliği'nin talimatıyla terör örgütü PKK'nın şehir yapılanması olduğu öne sürülen KCK'ya yönelik soruşturma kapsamında Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) ve konfederasyona bağlı sendikalara operasyon düzenlendi.
Terörle Mücadele Şubesi ekipleri Ankara, Eskişehir, Aydın, Diyarbakır, Hakkari, Adana ve İzmir'in de arasında bulunduğu 20 ilde birçok adrese baskın yaptı.

Ankara’da da polis ekipleri, sabah 06.00 sıralarında Eğitim Sen Genel Merkezi'ne giderek, arama başlattı.



KESK Genel Başkanı Lami Özgen ve Eğitim-Sen Diyarbakır Şube Başkanı Kasım Birtek'in de aralarında bulunduğu 6 kişi Diyarbakır’da gözaltına alındı.
71 GÖZALTI KARARI
Soruşturmada KESK ve Eğitim Sen'in yanı sıra SES, BES, Tüm Bel-Sen ve Birleşik Taşımacılık Sendikası'nın bir kısmı eski 71 yetkilisi hakkında gözaltı kararı çıkartıldığı öğrenildi.
TOMBUL: MÜCADELEMİZ SÜRECEKSendikanın genel merkezi önünde yaptığı açıklamada, operasyonlara tepki gösteren KESK Genel Sekreteri İsmail Hakkı Tombul, hükümetin kendisi gibi düşünmeye herkesi susturmaya çalıştığını söyledi.
Tombul, şöyle konuştu:
''Bu gözaltıların nedeni KESK'in kamuda yeni uygulamalara karşı sürdürdüğü itiraz, 21 Aralık'ta yaptığı grev, 28-29 Mart'ta bütün Türkiye'yi doğrudan etkileyen '4+4+4' diye bilinen yasaya karşı gösterdiği direnç ve 23 Mayıs'ta toplu sözleşmede verilen zamlara itiraz ettiği için yapılan büyük grevdir.
Türkiye'nin Suriye'ye müdahalenin eşiğine geldiği, emperyalist müdahaleye ve ‘savaşa hayır’ diyen güçlerin sokağa çıkacağı bir dönemde, bu mücadeleyi engellemek için KESK'e dönük bir operasyon gerçekleştirildi.''
KESK'in kamuoyunda marjinalize edilmeye çalışıldığını ifade eden Tombul, “AKP hükümeti şunu bilmelidir ki bugüne kadar uyguladığı hiçbir gözaltı, baskı KESK'i mücadelesinden alıkoyamamıştır, bundan sonra da mücadelemizi engelleyemeyecektir” dedi.
Tombul, saat 17.00'de Kızılay'da toplanarak Başbakanlık'a doğru yürüyeceklerini sözlerine ekledi.

YILDIZ: HÜKÜMETİN OPERASYONU
Eğitim-Sen Genel Başkanı Ünsal Yıldız da "Siyasal iktidarın bir operasyonuyla karşı karşıyayız'' dedi.
Sendikalarına yönelik bu tutumun sonuç vermeyeceğini ifade eden Yıldız, ''Bu ve benzeri operasyonlarla sendikamızın yıpratılmasına, baskı altına alınmasına olanak olduğunu zannedenler yanılmaktadır'' diye konuştu.
'DARBE GÖRÜNTÜSÜ'
Bu arada, operasyonların ardından bazı CHP ve BDP’li milletvekilleri KESK Genel Merkezi’ne gitti.
Muhalefetin susturulmak istendiğini söyleyen CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, Ankara'nın merkezinde gördüğümüz bu görüntü bir darbe görüntüsüdür. Yargı eliyle yapılan bu operasyonlar AKP iktidarının muhalefeti sindirme operasyonudur. Karşısında durmaya devam edeceğiz'' diye konuştu.
Etnik bir av yapıldığını ifade eden BDP Grup Başkanvekili Hasip Kaplan da şöyle konuştu: ''Bu mahkeme kararına bakınca şunu anladık ki hükümete ve özel yetkili mahkemelere göre bu ülkede Kürt olmak suç. Eğitimden sağlığa her alandaki sendika ve konfederasyonların en temel hak ve hürriyetlerine darbe dönemlerinde dahi böyle bir saldırı olmamıştır."
'YASADIŞI ÖRGÜT GİBİ GÖSTERMEYE ÇALIŞIYORLAR'
İnsan Hakları Derneği Genel Başkanı ve konfederasyonun Hukuk Danışmanı Öztürk Türkdoğan, sendikal çalışmaların, yasadışı örgüt çalışmalarıymış gibi lanse edilmek istendiğini ifade etti.
Çağdaş Hukukçular Derneği Başkanı ve konfederasyonun Avukatı Selçuk Kozağaçlı, haklı gerekçeye dayanan bir arama veya zapt etme kararı olmaksızın sadece genel başkanın işyeri diye gösterilerek bazı evraklara el konulmasını kabul edemeyeceklerini söyledi.
Mazlum-Der Genel Başkanı Faruk Ünsal da konfederasyonun yanında olduklarını bildirdi.
'SUSTURACAKLARIN ZANNEDENLER YANILGI İÇERSİNDE'
Yazılı bir açıklama yapan DİSK Genel Başkanı Erol Ekici de, gözaltına alınanların serbest bırakılmasını isteyerek, ''Emek ve demokrasi mücadelesinde önemli yeri olan KESK'i, baskı ve engellemelerle susturacaklarını zannedenler büyük yanılgı içerisindedir'' dedi.

19 Haziran 2012 Salı

Kürt sorunu ve emek -Tufan Sertlek :: www.sendika.org


Kürt sornu ve emek -Tufan Sertleku 
  19 Haziran 2012 -  Tufan Sertlek
Demokratik Toplumcu Sendikacılık (DTS) aslında Kürt siyasi hareketinin ulusal kurtuluş mücadelesi ütopyası üzerine kurulmuş bir sendikal strateji

9-10 Haziran günleri Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Diyarbakır’da "Emek Çalıştayı" düzenledi. Çalıştaya çeşitli sendikalar, siyasi partiler ve derneklerden temsilciler davet edildi. Çalıştayın birinci günü yeni çıkartılan "Teşvik Yasası" ve bu temelde "Bölgenin Çinleştirilmesi" konuları tartışıldı. İkinci gün ise sınıf hareketinde yeni açılımlar ve bölgede emek hareketinin örgütlenmesi için somut olarak yapılması gerekenler üzerine tartışmalar yürütüldü.

İki gün boyunca beni en çok etkileyen DTK adına yapılan "Demokratik Toplumcu Sendikacılık" başlıklı sunum oldu. Herşeyden önce Kürt siyasi hareketinin emek hareketine bu kadar ilgili olması ve düşüncelerini bir stratejik düşünce çerçevesinde ortaya koyması çok önemliydi. Zira 2007’den beri bölgede yürüttüğümüz taşeron sağlık işçilerinin örgütlenmesinde en çok sıkıntı duyduğumuz husus bölgedeki emek hareketinde görülen zayıflık ve hatta Kürt siyasi hareketinin bu konuya ilgisizliğiydi. O kadar ki iki günlük toplantıda da sık sık gündeme geldiği gibi BDP’nin yönetimde olduğu belediyelerde taşeron firma eliyle işçi çalıştırma esas çalıştırma haline gelmişti. DTK temsilcileri bu konuyu en kısa sürede ele alacaklarını ve bu durumdan rahatsız olduklarını açık olarak ifade ettiler.

Demokratik Toplumcu Sendikacılık (DTS) aslında Kürt siyasi hareketinin ulusal kurtuluş mücadelesi ütopyası üzerine kurulmuş bir sendikal strateji. Esas çıkış noktası "20. Yüzyılın toplumsal gerçekliği üzerine kurulmuş sınıflar kombinezonuna göre oluşmuş ‘geleneksel sendikal hareketin’ bugüne ve geleceğe ait bir alternatif olamayacağı…" Bu saptamaya ulaşan ayrıntılı değerlendirmeler ve analizler uzun süredir bizler tarafından da yapılan tartışmalarla aynı paralelde ele alınmış.

Ancak sınıf hareketinin hedefleri ve hareket tarzı üzerine yapılan değerlendirmeler hem bizim tarafımızdan hem de çalıştaya katılan diğer sosyalist parti ve bireyler tarafından eleştirildi. Eleştirilerin esası gerek alternatif sosyalist toplum projesi gerekse de buna bağlı ele alınmış sınıf hareketi projeksiyonunun Marksist bazı temel düsturlardan uzaklaşılarak oluşturulmuş olmasıydı. Orada telaffuz edilmedi ama Kürt siyasi hareketinin sosyalizm projesi Post Marksist yaklaşımlardan hayli etkilenmiş görünüyor.

Sınıf kavramının muğlaklaştırılması, işçi sınıfının diğer sınıf ve kesimlerden biri olarak sınırlandırılması, toplumsal özne olarak “kalabalıklar” belirlemesi, doğal toplum vurgusu, üretim ilişkileri eleştirisinden çok anti-devletçi vurgunun belirginliği dikkat çekiciydi. Hatta dağıtılan sunum özeti metninde kendilerinin yaptığı anti devletçi vurgunun anarşizmle karıştırılmaması gerektiği konusunda özel uyarı yapılıyordu.

Diğer taraftan DTK temsilcilerinin DTS’yi tartışmaya sunduklarını ve katkı beklediklerini ifade etmeleri de yeni bir emek hareketine olan istek ve inançları konusundaki samimiyetin en önemli göstergesiydi.

Dışarıdan bakıldığında silahlı mücadele temelinde yürüyen bir ulusal mücadelenin içeriği konusunda Kürt siyasi hareketinin ne düşündüğünü görmek mümkün olamayabilir. Ancak özellikle bölgede fiilen başlamış olan kooperatif deneyleri, komün pratikleri ve çekinmeksizin dile getirilen “sosyalizm” iddiası en azından benim için çok kıymetliydi. Kürt siyasi hareketinin son yıllarda yaşadığı zorlu süreç, KCK operasyonları kıskacında “Demokratik Özyenetim” tartışmalarının içeriğini sosyalizmle doldurmaya çalışmaları sadece Kürt hareketi için değil ayna zamanda batıdaki emek hareketi ve aktörleri açısından da büyük imkanlar sunuyor. Kürt siyasi hareketinin bu sınıfsal tercihinin güçlendirilmesi batıdaki emek hareketinin Türk şövenizminin ve ırkçılığının geriletilmesi için üzerine bir rol biçmesiyle de yakından ilişkili olsa gerek.

14 Haziran 2012 Perşembe

Kürt Coğrafyası’nda Kapitalizm



Kapitalist sistemin tüm dünya üzerinde hızla vahşileştiği zamanlarda yaşıyoruz. Her gittiği yerde daha ucuz emek gücüne salya akıtan kapitalist sınıfla emekçi sınıf kuşkusuz aynı rüyayı görmüyor. Sermayedarların taşeronluğunu üstlenen devletler bizi aynı rüyayı gördüğümüze ikna etmek için sayısız çaba sarf ediyorlar. Demokratikleşme belki de bunların en yüzsüzcesi. 

Zira ikna olmayan emekçilere zor gücü ile müdahale eden devletin yüzü bellidir, görünür. Gazla, çolpa, bombayla, TOMA’yla… Tıpkı Ankara’daki KESK eyleminde gösterdiği gibi.
Kapitalist sistem emek gücünü sadece işçi olmak üzerinden sömürmez. Kadın olmanız, çocuk olmanız, öğrenci olmanız, göçmen olmanız yahut bir başka etnik kimlikten olmanız daha da kolay ve daha da fazla sömürülmenizin koşullarını yaratır. Bu yüzden Türkiye’de Kürt olmak sistem tarafından sömürülmenin bir diğer ayağıdır. Batı illerinde en ucuz, güvencesiz işlerde çalışmaya mahkûm olmaktır Türkiye’de Kürt olmak. Topraklarından zorla göç ettirilenlerin kaderi olmuştur İstanbul’un merdiven altı atölyelerinde çalışmak, hamallık yapmak, Silikozis’ten hergün damla damla zehirlenip ölüme mahkûm olmak. Diğer taraftan Bölge’de kalmak ise işsizliğe razı olmak demektir.

Şimdi devlet diyor ki, “artık İstanbul’da Bursa’da seni istemiyoruz ey Kürt işçisi, sen geri dön memleketine. İşsiz kalırım diye de korkma yatırımlar artacak”. Göç etmeye niyetli olanlara yahut başka niyeti olanlara ise diyor ki, “dur bekle, açıkladığım bu son teşvik paketiyle yatırımlar artacak, iş sahibi olacaksın.”
Şimdi gelin biraz yakından bakalım o halde bu son teşvik paketine. Devlet gerçekten Kürt emekçi sınıfına ne vaat ediyor bir görelim:
Sosyo-ekonomik gelişmişlik sıralamasına göre 6 bölgeye ayrılan 81 il içerindeki 15 Kürt ili 6. Bölge olarak belirlenmiş. Yani Türkiye’nin “en geri” bölgesi olan 6. Bölge yeni teşvik sistemiyle birlikte “en avantajlı” bölge olacak. Kim için? Tabiî ki bu bölgeye yatırım yapacak cengâver girişimciler için. Bu bölgeye yatırım yapan işverenler 10 yıl süreyle [Yatırım Organize Sanayi Bölgesi (OSB)’ye yapılırsa 12 yıl süreyle] SSK işveren payı, SSK işçi payı ve Gelir Vergisi stopajından muaf kılınacak. Başbakan soruyor: “Yani bu ne demektir? Asgari ücretle toplam maliyeti işgücünü satın almaktadır. Emeği satın almaktadır. Her şeyi, burada artıları devlet üstlenmiş oluyor ve işverene sadece asgari ücret kalmış oluyor net olarak”[1] Bu hesaba göre bu bölgede yatırım yapan bir işveren için bir işçinin maliyeti net 634,64 lira olacak. Tabi eğer işveren sigorta yaparsa, nitekim Batman’da gezip-görüştüğümüz Tekstilkent’deki tekstil atölyelerinde sigortasız çalışmanın yaygın olduğunu gördük.* Bununla beraber vergi indirimi ile ekstra bir finansman desteği de sunuluyor. 
Örneğin Kocaeli’nde yatırımı olan bir yatırımcı, gidip Muş’a da yatırım yaparsa yatırıma katkı oranının yüzde 80’ini Kocaeli’nde elde ettiği kazancın vergisinden düşebilecek.

Buradan bakılınca Kürt emekçisi gerçekten iş, aş sahibi olacak diye düşünülebilir ama Çağlayan ekliyor:  “Her sektöre destek vermeyeceğiz yalnız özellikle emek yoğun sektörlere ağırlıklı olarak teşvik vereceğiz.”[2] Tekstil gibi mesela, üstelik tekstil için 1. Bölge’den 6. Bölge’ye taşınacak yatırımcılara taşınma desteği bile sunuluyor.
Tekstil sektörü bilindiği üzere en ucuz işçiliğin, en uzun çalışma saatlerinin, en sağlıksız çalışma koşullarının olduğu en güvencesiz iş kollarından biridir. Yıllardır Batı illerinde bu koşullarda çalışan Kürt emekçilerine şimdi aynı koşullarda çalışmaya devam edin ama bu kez kendi memleketinizde çalışın deniyor.

Katıldığı bir toplantıda teşvik planı üzerine konuşan Çağlayan, “Konfeksiyon sektörü gibi emek yoğun sektörler bayan istihdamının en fazla olduğu sektörlerin başında geliyor. Bu sektörlerde Doğu ve Güneydoğu’da belirlenecek olan illeri biz Çinle, Pakistanla, Bangladeşle ve Vietnamla rekabet edebilecek bir bölge haline getireceğiz. Bilhassa terör anlamında, istihdamın sağlanması, insanların kahve köşelerinden alınarak ekonomiye katılması önemli. 

Böyle bir güzel sistem açıklanacak ki bu sistem açıklandığında insanlarımız Çin’de Vietnam’da Bangladeş’teki gibi onların köle maaşlarıyla değil asgari ücreti eline net alacağı bir sistem olacak.”[3] diyor. Yine sevgili Bakanımız benzer bir ifadeyi yıllar önce de kullanmış ve“ Türkiye’nin en uzak köşesi bile AB pazarlarına, Çin ya da Hindistan’dan daha yakındır. Düşük gelirli illerimizde yerel asgari ücret uygulamasına geçerek, bu bölgelerimizi Türkiye’nin Çin’i yapabilir; özellikle emek yoğun sektör yatırımlarını düşük gelirli bölgelerimize kaydırarak, hem işsizliği azaltıp hem de ihracatta rekabet gücümüzü destekleyebiliriz.”[4] demiş.

Bu ifadelere bakılırsa devletin Bölgeye dair planını bellidir. Üstelik bunu ifade etmekten gram çekinilmiyor bile. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Çin olacak, Türkiye Büyüyecek. Bu iktisadi manevranın en önemli dayanağı ise, gerçekleşecek yatırımların  “terör” ün “panzehiri” olacağı iddiası.

Bölgeyi yıllardır uyguladığı/uygulamadığı politikalarla ucuz emek gücü deposu haline getiren devlet şimdi de bunu bir fırsata çevirmeye çalışıyor. Sermayeye 6. Bölge diye işaret ettiği Kürt Bölgesi’nde yıllardır sürdürdüğü sömürgeci politikaları derinleştirmek, bundan nemalanmak istiyor. AKP Hükümeti Kürt Hareketinin “BİR HALKIN VAROLUŞ” sorunu olduğunu görmezden gelerek bir taraftan “cici” paketler açıklayarak Kürt halkını nasıl sömür(t)eceğini anlatırken diğer taraftan sahip olduğu kolluk kuvvetleri ile Bölge’de OHAL havası estiriyor.

Azize Aslan / 13 Nisan 2012.
Saved under   Köşe Yazıları, Manşet